MENU


EN

HABER

19. Yüzyılda Galata’da Rum Okullarına Bir Bakış

Share

Yrd.Doç.Dr.Pınar Erkan

19. yüzyıl boyunca Batılı ülkelerde hızla gelişen sanayileşme, kapitalizm ve yeni dünya ekonomisi araçlarını yurtlarında kullanmak isteyen gayrimüslimler, kendi toplumlarının dönüşümünü ve yeniden üretimini sağlayacak bireyleri, kurdukları okullarda yetiştirmişlerdir. Gayrimüslimlerin inşa ettikleri binalar içinde, kamusal yapı bazında dini yapılardan sonra gelen en dikkate değer yapı türü de okullar olmuştur. Bu okullar o devre ait Aydınlanma, Batılılaşma ve modernizm gibi kavram ve fikirlerin yürütücüsü oldular. 18. yüzyıldan başlayarak Batılı devletlerle teması olan toplumlar bir şekilde ister istemez yaşam tarzında ve kurumlarında değişikliklere gitmiştir. Tanzimat ve özellikle 1856 Islahat Fermanı ve peşi sıra daha yoğun biçimde vurgulandığı haliyle Osmanlılık ideolojisi kapsamındaki eşitlik ilkesi doğrultusunda, devletin kuracağı okulların tüm tebaaya hizmet etmesi gerekmekteydi. Islahat Fermanı’ nda bu konu vurgulanmıştır. Osmanlı toplumundaki tüm milletlerin okul açma hakkı tanınmıştır. Öte yandan fermanda sözü geçen okullar zaten yüzyılın başlarından beri hizmet veriyordu. Bu fermanla okulların açılmasına yasallık kazandırılmıştır. Eğitim sistemi içerisinde yabancı okulların etki ve nüfuzunu unutmamak gerekir. Başta başka devletlere bir lütuf olarak sunulan kapitülasyonlar, 19. yüzyılda artık imparatorluğun tutunabilmek için vermek zorunda bırakıldığı ödünlere dönüşmüştür. Başlangıçta ticari olan imtiyazlar, giderek dini, siyasi ve toplumsal bir içerik kazanmıştır. Böylece ekonomik ayrıcalıkların yanında Katolikliğin, Protestanlığın, Ortodoksluğun hamiliği, Hıristiyanların kutsal yerlerinin korunması, gayrimüslimlere tanınan can, mal, ırz, namus, öğretim eşitliği gibi meseleler üzerinden yapılan taleplerle iyice kapsamlaştırılmıştır. Ülke sınırları içinde açılan yabancı okullara, dini nitelikli kurumların önderlik ettiği görülür. Bunlar vatandaşı bulundukları veya aynı mezhepten olan devlet tarafından himaye edilen misyoner kuruluşlardır. Buna göre genel olarak Katoliklerin hamisi Fransa ve Avusturya, Ortodokslarınki Rusya, Protestanlarınki ise Amerika ve İngiltere idi. Misyoner okulların yarattığı atmosfer ve dönüşüm, öyle etkiliydi ki, Batı dünyasıyla görece daha tanışık olan Osmanlı gayrimüslimleri dahi bir anlamda yaratılan ivmeden tedirgin olmuş ve ciddi bir yozlaşma, kültür kaybı kaygısına düşmüşlerdir. Bu dönemde laikleşme ve giderek ulusallaşmaya dönen yeni kimlik edinme süreci söz konusudur. Osmanlı gayrimüslimleri, çok sayıda açılıp kısa sürede verdiği eğitimin kalitesiyle öne çıkan yabancı okullarına, kendi içlerinden çıkan daha iyi alternatifler üretme ihtiyacı duymuşlardır. Misyoner okullarını hem örnek almışlar, hem onlara rakip olmuşlardır. Dolayısıyla 19. yüzyıl toplumsal reformları içerisinde gayrimüslimlerin dönüşümü, özellikle eğitim alanında hem yabancı etkisi altında, hem yanında, hem de bir noktadan sonra karşısında olması bakımından dikkate değerdir. Osmanlı toplumu içinde de, ticaretle uğraşmaları sebebiyle burjuvazi, ilk olarak Rum Ortodoks cemaatinden çıkmıştır. Rumlar, kurulan ticari ilişkilerle birlikte Batılı bir yaşam pratiği edinmişlerdi. Aydınlanmanın getirdiği açılımlar, ekonomik gelişmelerle birlikte kendi etnik cemaatlerine tarihsel bir geçmiş sunan ve geleceği Aydınlanma fikirleri doğrultusunda yorumlayan yeni bir entelektüel kesim ortaya çıkmıştır. Bu kesim Batı ülkelerini, örnek alınması, hatta taklit edilmesi gereken bir model biçiminde algılıyordu. Yani tüccarlar Avrupalılaşmıştı. 19. yüzyılda yükselen Rum burjuvazisi, açtığı okullar, okulları ve eğitim faaliyetlerini destekleyici ciddi unsurlar olarak çeşitli kültür ve yardım dernekleri ile kendi kurumlarını yaratmayı başarmıştır. Üstelik bunu dini otoriteden olabildiğince bağımsız biçimde gerçekleştirmektedir. 19. yüzyılın Rum burjuvazisi Tanzimat sonrası yeni dünya görüşlerinin yeşerdiği bir ortamda, Patrikhane’nin karşısına, aynı cemaati ilgilendiren farklı bir güç odağı olarak çıkmaktadır. Eğitim kurumları, toplumsal değişimleri yansıtan en iyi örneklerdendir. Batılı yaşam tarzını ortaya koymak için her bakımdan yeni alanlara yönelmişlerdir. Mekansal olarak da kaçınılmaz biçimde gelenekselin dışına çıkıp, bir anlamda meşruiyetlerini buldukları Avrupai sistemin filizlendiği Galata- Pera çevresinde Batılı yaşam biçiminin yeniden üretebileceği yeni kentsel çevreler yaratmışlardır. Yeni kentsel çevrede yeni yaşam biçimlerini üretecek olan insanlar, eğitim kurumlarında biçimleneceklerdir. Yani o zamana kadar Patrikhane’nin tasarrufuna bırakılmış eğitim-öğretim faaliyetleri, basit yaklaşımlarla kiliselerin nartekslerinde, avluların bir köşesinde yürütülmekteydi. 1839 Tanzimat Fermanı, 1856 Islahat Fermanı ve 1860larda çıkan yeni düzenlemelerle birlikte, modernleşmenin gereği olarak eğitim kitleselleşmiştir. Bu çerçevede yüksek eğitime yönelik temel eğitimi verecek okullarının ilk defa Galata-Pera çevresinde kayda değer hale geldiğini ve Galata-Şişli istikametinde yayıldığını görüyoruz. Okulların açılmasını, inşasını ve devamlılığını sağlayanlar, hem mütevelli heyetlerinde aktif görev alarak hem de Helen Filoloji Derneği örneğinde olduğu gibi çeşitli kültür kuruluşlarına yaptıkları yüklü miktarda bağışlarla, dönemin önde gelen tüccar ve bankerleridir. Aynı zamanda çeşitli devlet kademelerinde görev yapmış kimseler de karşımıza çıkıyor. Bunlardan Tıbbiye’de görev alan, hocalık yapan saray doktoru Stefanos Karatheodoris’in oğlu Aleksandros Karatheodoris 1876 Kanuni Esasi’nin hazırlanmasına katkıda bulunmuş, 1878 Berlin Konferansı’nda devleti temsilen delegelik yapmıştır. Hristakis Zografos; Zarifi ailesini unutmamak gerekir, Stefanovik Skilitsis, Andreas Vallianos, Menelaos Negropontes, Konstantinos Karaponos, Stefanos Zafiropulos gibi isimler devrin önde gelen ve hükümete borç veren bankerleri olmakla kalmayıp devlet yönetimiyle iyi ilişkileri olan, kimisi bütçe komisyonlarında yer almış, cemaat içinde öne çıkan isimlerdir .

Yüzyılın sonlarında Zografyon Rum Erkek Lisesi’ne dönüşen meşhur Panayia Okulu, Galata Rum Okulu, Zapyon Rum Kız Lisesi ve Merkez Rum Kız Lisesi 19. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı Devleti’nin başkentinde, devrin ideolojisine uygun olarak toplumsal ve ekonomik dönüşümleri yansıtan ve elbette eğitim verme işleviyle cemaati dönüştürerek yeniden üreten kurumlardır. Yer aldıkları kentsel doku içerisinde, temsilcisi oldukları yeni dünya görüşünü yansıtmışlar, Avrupai yaşam biçimini mekansal bağlamda ifade etmeye çalışmışlardır.

 

 

İlgili Yazılar

Tags: , , , , , ,

Comments are closed.

porn porno şişli masaj salonu rokettube porno eskişehir escort malatya escort konya escort