MENU


EN

HABER

19. Yüzyılda Kentsel Dönüşüm

Share

Yrd. Doç. Pınar Erkan*

19. yüzyılda yaşanan önemli toplumsal, ekonomik, politik ve kültürel değişimler, mimarlık alanında İstanbul’a olduğu gibi yansımıştır. 18. Yüzyıldan başlayarak devletin yenilenme çabaları içine girmesi, 19. yüzyılda çıkarılan kanun ve yönetmeliklerle yasal altyapının oluşturulmasıyla birlikte yapı üretiminin niteliği ve yöntemleri değişmiş, kullanıcı talepleri çeşitlenmiştir. Batıyla giderek artan ilişkiler sonucu Batılı alışkanlık ve yaşam biçimleri topluma nüfuz etmiş, kentte yeni yaşam biçimleri, okullar, oteller, tiyatro, pastane, çay bahçesi, hastane, istasyon ve iskeleler gibi yeni bina tipleri işlevleriyle birlikte gelişmiş ve kenti baştan başa dönüştürmüştür.

Bu dönemde Batılı ülkelerle imzalanan yeni ticari anlaşmalar ve kapitülasyonlar, gayrimüslim cemaatlere tanınan hakların ardından yeni bir gayrimüslim ticaret burjuvazisinin gelişmesine imkan sağlamıştır. Ayrıca eskisine benzemeyen diplomatik ilişkilerle yerleşen yeni gelenekler ve eğitilen diplomatlar, ülkeye döndükten sonra üstlendikleri görevlerle yol gösterici olmuşlardır. Kentin önceki yüzyılda başlayarak klasik dönem Osmanlı İstanbul’undan oldukça ayrışacak dönüşümler geçirmesine ön ayak olacak yasal biçimlenmeleri uygulamaya sokmuşlardır. Sadık Rıfat Paşa’nın mülkiyet ve miras haklarının verilmesi, sermaye birikiminin ve yapı üretiminin teşviki, fiziki çevrenin düzenlenmesi, finans modellerinin geliştirilmesi gibi bazı temel hakların yasalaşmasını sağlayan fikirleri başta olmak üzere mimarlık ve kentsel gelişim açısından yeni teknik, yeni malzeme, yeni yaklaşımlarla kurulan yeni mahalleler ve şehrin dönüşümü, temelde bu değişimlerin eseridir.

Bütün bu süreçte şehirde nüfus hızla artmış, 19. yüzyılın başından sonuna yaklaşık iki katına çıkmıştır. Özellikle Boğaziçi kıyıları, Haliç ve Anadolu yakasındaki nüfus artışı, Sur içi bölgeye göre daha fazladır. Nüfus artışı ve kent içi göç hareketlerinin niteliği, çeşme sayıları, yangınların etki alanı, Boğaziçi kıyılarında işleyen peremeci sayısı gibi kriterler incelenerek değerlendirilebilir. Bunların içinde yangınlar, kent içi ve çevresindeki bölgelere göre nüfus artışı ve nüfusun yer değiştirmesinin temel nedenlerinden biriyken diğer kriterler nitelik, büyüklük, boyut gibi konularda bilgi verir. Örneğin 17. ve 18. yüzyıllardaki peremeci (kayıkçı) sayıları karşılaştırıldığında yarım yüzyılda deniz ulaşımının bir buçuk kat arttığı görülür.

Su, İstanbul için her zaman önemli bir sorun olmuştur ve 18. yüzyılda I. Mahmut tarafından yaptırılan su bentleriyle Galata, Kasımpaşa ve Tophane’ye su vermek mümkün olmuş, Beyoğlu’ndan kuzeye doğru nüfus artmış, III. Ahmet döneminden başlayarak Üsküdar’a su getirilmesiyle Anadolu yakasında yerleşim artmıştır. Üsküdar’da 18. yüzyıl sonunda Kavak Sarayı yıktırılarak kurulan Selimiye Kışlası ve daha sonra ızgara sistemde yenilenen çevresi, Barok uygulamalarla kentteki keskin değişimlerin en etkili ve kalıcı olanlarındandır.

Lale Devri’nden başlayarak Boğaz kıyılarının, önce yönetici kesim, sonra Tanzimat reformlarıyla ekonomik güç ve etki kazanan yeni burjuva sınıfı ve elçilik mensupları tarafından yaptırılan yalı ve sahil saraylarıyla popüler hale geldiğini, Boğaz köylerinin kalabalıklaşarak doğal kent sınırları içine katıldığını görüyoruz. Bu türden seçkin sınıflara ait imar etkinlikleri sadece Haliç ve Boğaz kıyılarıyla sınırlı kalmamış, arka arkaya çıkarılan Ebniye Nizamnameleri ile Anadolu yakasında da özellikle Kadıköy’den Bostancı’ya kadar devletin yönetici kesimi geniş bahçeler içinde köşkler inşa etmiştir.

Ebniye Nizamnameleri hem Galata ve Beyoğlu’nda hem de Anadolu yakasındaki kentsel gelişimde etkiliydi. 19. yüzyılın ikinci yarısına gelinceye kadar Galata ve Beyoğlu’nda da ahşap yapılar çoğunluktaydı. Bölgeye su gelene kadar yoğunluklu bir kentsel gelişim olmamış, Pera sırtları bağlık, bahçelik ve mezarlık olarak kalmışken I. Mahmut’un su bentleriyle birlikte bölge nüfus almıştır. Beyoğlu’nun gelişmesinde önemli rol oynayan ilk elçilik yapıları da ahşapken büyük yangınlar sonrası kagire dönüşmüştür. Yangınlar tüm şehrin çağdaş biçimlenmesinde yeni yöntem, yaklaşım ve planlar uygulanmasına sebepti. Galata-Beyoğlu bölgesinde 1831 ve 1870 Pera Yangınları’nı takiben Ebniye Nizamnameleri’ne de uygun yapılan yeni düzenlemeler, buralarda yüksek katlı, dar parselasyonlu kagir yapılaşmanın artmasına, bağ bahçelik, mezarlık alanların nüfus arttıkça kaldırılarak kent merkezinin genişlemesine yol açmıştır.

Anadolu yakasında ise, benzer yüksek katlı binalardan oluşan yapılaşma, gayrimüslim ve Levantenlerin yerleştiği Moda, Kadıköy ve Yeldeğirmeni’nde görülürken, Göztepe, Erenköy ve Bostancı çevresinde özellikle II. Abdülhamit döneminde devletin önde gelen yöneticileri mülk edinmiş ve geniş bahçeler içinde yazlık köşkler inşa ettirmek yaygın bir eğilime dönüşmüştü.

Anadolu yakasında kentsel gelişmeyi sağlayan en önemli etkenlerden biri de Bağdat Demiryolu hattının açılmasıdır. Fakat yapı biçimlerinin ve imar faaliyetlerinin niteliğinin kentsel dönüşüm sayılabilecek boyutta uygulanması çıkarılan yasa ve yönetmelikler, özellikle de Ebniye Nizamnameleri iledir. Örneğin 1882 tarihli Ebniye Nizamnamesi’nin 18. Maddesi ile şehir içinde bir bölgenin imara açılabilmesi için padişah izni gerekliliği kaldırılmıştır. Kısmi sınırlandırılmalarla olsa da bu değişiklikle imar faaliyetleri kontrolü padişah denetiminden çıkarılmış, arsa spekülasyonuna yol açılmıştır. 1880li yıllarda Göztepe ve Erenköy’de tüccar vasıflı kimselerin ucuz paralara yüzlerce dönüm toprak satın alarak bunları 25-30 dönümlük parseller halinde paşalara satmaları bu şekilde olmuştur.

Bir yandan varlıklı Levanten ve gayrimüslim bürokratlar da Kadıköy ve çevresinde mülk edinirken devlet de ya ihsan yoluyla veya 1870lerin sonunda yapılan yok pahasına satışlarla spekülatif hareketlere katkıda bulunurlar. Örneğin Fenerbahçe’de 100 dönüm kadar bir alan bu şekilde satış yoluyla dört Levanten aileye geçmiştir. 20. yüzyıla gelindiğinde hem Erenköy, Göztepe ve Bostancı’da yönetici sınıfa ait köşklerin geniş arazilerinin, hem de Fenerbahçe örneğinde olduğu gibi bazı Levanten ve gayrimüslim ailelere ait büyük toprakların, bir kez daha değişen zorlayıcı ekonomik, politik ve toplumsal koşullar nedeniyle bu kez varislerce çok daha küçük parsellere bölünerek satıldığı görülür. Anadolu yakasında Kadıköy’den Bostancı’ya kadar çok sayıda mahalle ve yüksek katlı yapılaşma bu şekilde oluşmuştur.

Özetlediğimiz bütün bu süreç ortalama yüz yıllık bir dönemi kapsar ve İstanbul’da yaşanan kentsel dönüşüm, Batılılaşma evresinde Osmanlı Devleti’nin ve toplumun geçirdiği ekonomik, politik ve kültürel değişimlere ayna tutar. Böylece mimarlığın sadece mimarlık olmadığı gerçeği, kentsel dönüşüm süreçleri içerisinde tetiklenen belli ekonomik, siyasi ve yaşamsal mekanizmalarla toplumların nasıl dönüştürülebileceği, somut örneklerle netlik kazanır.

Kaynakça

İstanbul Ansiklopedisi, Tarih Vakfı Yurt Yayınları

*Gedik Üniversitesi

İlgili Yazılar

Tags: , , , , , , , ,

Comments are closed.

porn porno şişli masaj salonu rokettube porno eskişehir escort malatya escort konya escort