MENU


EN

SÖYLEŞİ

Ali Doruk

Share
  • Divan Erenköy Pub
  • Godiva Nişantaşı
  • Amari Hotel Doha
  • Amari Hotel Doha
  • Novo Nordisk

 

Mimarlık ve malzeme ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz. Sizce malzeme mi mimarlığı yapıyor?

 

Kesinlikle hayır. Benim mimarlık tamımım daha çok volüm ve geometri etrafında şekilleniyor. Malzeme ise daha çok insan psikolojisinde devreye giriyor. Her malzemenin bir psikolojisi var. Bu psikoloji volümle birleşince ortaya büyük bir etki ve başarılı projeler, uygulamalar çıkıyor. Çok iyi bir malzemeyi çok kötü bir volüm de kullanabilirsiniz ve bu projenizi amacından uzaklaştırabilir.

 

Malzeme kullanırken nelere dikkat ediyorsunuz? Belirli kriterleriniz, tercihleriniz var mı meselayerel malzeme kullanmaya özen göstermek ya da ithal malzeme kullanmak gibi?

 

Aslında ithal malzeme ya da yerel malzeme gibi bir bir ayrım yapmıyorum. Ama çoğu zaman yurtdışında gördüğümüz bir malzemeyi burada uygularken problemler çıkabiliyor. Biz genellikle ticari tasarım yapıyoruz ve bu projelerin bütçesinde o malzemenin fiyatı kendini diğerlerinin yanından hemen sıyırdığından müşteri için bu egzajere görülüyor. İşin diğer boyutunda ise, bazı meslektaşlarımız bu durumu suistimal edebildiğinden müşterilerde de bir çekince oluşuyor haliyle. Çok gereksiz bir malzemeyi en olmayacak yerde ve fiyatta uygulamaya kalkıştığınız zaman proje hem başarısız oluyor hem de müşteride bu tarz memnuniyetsizlikler oluşabiliyor. Etraftan her zaman duyuyoruz; mimarlarla ilgili bu konularda oldukça olumsuz sözler dolaşıyor. Bu sefer gerçekten ihtiyaç duyulan anda müşteriyi ikna etmekte ve kendi malzeme anlayışımızı genişletmekte zorlanıyoruz doğal olarak. Ama genel olarak söyleyebilirim ki ithal malzemelerin ek maliyetleri de fazla olduğundan müşteri tarafından bütçe temelinde arzu edilmezken, meta değeri olarak ithal malzemenin ‘daha dayanıklı olur, kalitelidir’ gibi algıları da olabiliyor. Mesela yıllar önce renkli boyanmış epoksi malzeme çok özel bir şeydi, fiyatı çok yüksekti. Ama şimdi fiyatı da uygun hale geldiğinden her yerde kullanılabiliyor. Açıkçası ithal malzeme kullanımı da maliyeti düştüğü zaman kullanılabilir hale geliyor.

 

Malzeme seçiminde farklı parametreler var. Mesela işveren-mimar-müteahhit ilişkileri nasıl gelişiyor bu süreçte?

 

Genelde bütçenin oluşturduğu bir malzeme seçimi oluyor. Türkiye’deki müteahhit ve iş adamı bütçeyi önceden hesaplamadığından, kulaktan dolma bilgilerle bir maliyet planı oluşturuyor. Sonra mimardan bu bütçeye sadık kalarak çalışmasını istiyor ama piyasa öyle değil. Bu durumu fark edince de ilk düşündüğü fiyatın üzerine biraz daha ekleme yapıyor. Bu rakam da tabii büyük bir ekleme olmadığından bu sefer tekrar mimar bir bütçe savaşına giriyor. Türkiye’de realist hesap yapan yok diyebiliriz. Fizibilite yapıyorlar, o fizibiliteyi belirli bir ölçüde mimarla paylaşıyorlar. Bunlar aslında biraz batı teknikleri. Daha sonra bütçe yatırımcıya sunuluyor. Bizde genelde bu bütçe ağızdan ağıza dolaşan bilgilerle oluşturulduğundan gerçekçi de olamıyor. İyi işte de, kötü işte de mimarın girdiği iş bir seviye kazanır her zaman. Ama müteahhit gelip rahatlıkla malzeme seçiminizi yönlendiriyor ve ‘bunu almamalısın, bunu almalısın’ ya da ‘bu malzemeyi seçmeyelim, bunu seçelim’ gibi doğrudan yönlendirmeler yapıyor. Böylece işin standardı ister istemez düşüyor. Özellikle ben iç mimar olduğumdan dolayı kendi konum üzerine söyleyebilirim ki herşey bir tiyatro dekorundan farksız hale geldi. Mesela kaplama işini şantiyede yapanlar var. Arkada başka bir usta mermer keserken toz içerisindeki bir ortamda kaplama yapılmaya çalışılıyor. Daha da garip olanı, gerçekten yaptıklarındabu işler bir süreliğine de olsa başarılı oluyor. Ama aradan bir yıl geçince o yapılan işten geriye eser kalmıyor, sökülüp çöpe atılıyor. Hele İstanbul gibi yoğun şehirlerde bu tarz işler maliyetinden dolayı çok talep görmesine rağmen belirli bir süre geçtikten sonra kopuyor, dağılıyor hatta tamir etmek bile olanaksız hale geliyor. En kötü tarafı da bu durum herhangi sektöre ait bir gelişimi desteklemediği gibi sizi de yenilikçilikten uzaklaştırıyor.

 

İşverenin tavrı nasıl oluyor malzemelerin belirlenmesinde? Çok müdahaleci bir yaklaşımları oluyor mu ya da seçimleri tamamen mimara mı bırakıyorlar?

 

Müşteri her zaman güzel görüneni istiyor. Tabii ki biz biraz büyük projelerden bahsettik. Benim konumumda, yani iç mimaride ise yatırımcı genelde iş sahibi. Doğal olarak burada bütçeyi düşürmek için o malzeme tartıda ağır geliyorsa yerine ona benzeyen ama daha ucuz bir malzemenin kullanılmasını istiyor. Ama böyle olunca da bir malzemenin değişimi diğerlerini etkiliyor ve o tasarladığınız projenin dikişi sökülmeye başlıyor. Dolayısıyla bu durum karşılıklı memnuniyetsizliklere sebep oluyor. Ya mimar kendisi bu şekilde çalışamayacağına karar veriyor ya da müşteri gidip onun isteğini yerine getirebilecek ve daha ucuza mal edebileceği teminatını veren bir mimarla anlaşıyor. Sırf bu malzeme seçimi konusu yüzünden çok fazla iş kaybı yaşanıyor. Daha önce de belirttiğim gibi; sonuç olarak yenilikçi malzeme kullanamaz hale geliyoruz. Mesela, biz genelde ticari projeler yapıyoruz. Genelde ofis projeleri bunlar ve bu tarz projelerde yükseltilmiş döşeme kullanılır. Zeminin altını gösteren yükseltilmiş cam döşeme projeleri var, oldukça güzel uygulamalar. Ama bu malzemeyi kullanabilmeniz için o alt zemini temiz tutmanız lazım ve kabloları düzgünce yerleştirmeniz lazım. Şimdi bu ekstra maliyetler hesaplanıp aynı zamanda bu ürünün kendisi de pahalı olduğundan çok talep görmüyor. Zaten bu tarz ürünler tüm zeminde kullanılmıyor aslında, giriş ya da belli başlı özel yerlerde kullanılıyor. Çok sevilen bir ürün olmasına rağmen İstanbul’da belki beş projede kullanılmıştır. Biz genelde projelerimizde bu ürünü kullanamıyoruz örneğin. Müşteri gördüğü zaman hemen diğer ürünlerle bir fiyat karşılaştırması yapıp kolaylıkla malzemeden vazgeçebiliyor. Belki bu çok büyük bir kayıp gibi görünmeyebilir ama her malzemenin hem tasarıma kattığı hem de öğrettiği şeyler var, bu durumda da bunlardan feragat etmiş oluyoruz.

 

Başka hassasiyet noktaları da var değil mi? Mesela çevreci, dönüştürülebilir malzeme kullanmak, yerel ürünler seçmek ya da bütün bunların dışında tamamen bildirişime dayalı bir seçki olabiliyor mu?

 

Her malzemenin bir psikolojisi var demememin sebebi bu aslında. Volümü yakaladığınız zaman o volümün içerisine koyacağınız malzemeler aslında o volümü yakalamanızdaki en büyük etken. Mesela taş dediğiniz zaman sert, güçlü, doğal bir etkiyi çağrıştırırken ahşap ile bir sıcaklık vurgusu yapıyorsunuz. Aydınlatma da tabii burada çok önemli bir rol almaya başladı. Aydınlatma üzerine senaryo yazılabildiğinden beri, eski o yalnızca bir ışık kaynağı algısından çıkmasıyla şimdi daha bir önem bahşediyoruz malzemeyle olan ilişkisine. Kontrol panelinden kablosuna, ışık kalitesine kadar farklı etkileri var. Elbette bu avantaj ya da dezavantaj olabiliyor. Aydınlatma ile imitasyon malzeme, orijinal malzemeymiş gibi gösterilebilirken yine aydınlatma ile bu algıyı tersine çevirebiliyorsunuz.

 

Bu imitasyon malzeme konusu önemli bir konu. Siz ne düşünüyorsunuz bu ürünlerin kullanılması hakkında?

 

Bir çok mimar arkadaşım bu malzemelerin kullanılmasına karşı çıkıyor. Çok haklı olduklarını düşünsem bile; insan-fonksiyon-kullanım üçlüsünün içerisine baktığınızda bu tarz imitasyon malzemelerin kullanılması gerektiğini düşünüyorum. Örneğin ahşap görünümlü fayans gibi. Artık bu durum öyle ilerledi ki, ahşabın sesini fayansa vermeye çalışan insanlar var. Dünyanın gidişatı, hızı, dönüşümü içerisinde bu ürünlerin kullanılmasını normal karşılıyorum. Ahşabın mesela bir çok türü azaldı, yok oldu. Ormanlar bu ihtiyaç doğrultusunda katlediliyor. Usulde, mobilya üreticilerinin tükettikleri kadar ağaç yetiştirmeleri gerekiyor. Ama tabii ki bu durumu gözetenin kaç kişi olduğu da ayrı bir tartışma konusu.

 

Malzemenin uygulanması ile ilgili problemler yaşanıyor mu? Yanlış uygulama ne gibi sonuçlar doğuruyor?

 

Oldukça fazla yaşanan bir problem bu. İlginç bir şekilde inşaatın gelişmesi ve popülasyona ters orantılı olarak usta sayısı gittikçe azalıyor. Yaşamın hızı içerisinde ustalık dediğimiz kavram yok olmaya doğru gidiyor. Özellikle büyük şehirlerde zaman herkes için o kadar önemli bir kavram haline geldi ki, sürekli bir hız savaşı var. Usta dediğimiz kişiler bile mesleklerini icra edebilmek için daha belki de çıraklarken usta olarakbir an önce piyasaya atılmak istiyorlar ve atılıyorlar da. Zaman zaman bunu kendi sektörüm için de düşünüyorum, özellikle kendim için. Ben de ustamın yanından çok erken ayrıldım. Bu durum uygulamaya çok yansıyor; maliyetler artıyor, bazen bütün iş baştan sona yenileniyor. İthal malzemelerde durum daha da karışık halde. Biz yenilikçi malzemeler kullanamadığımız, usta yetiştiremediğimizden dolayı bazen tek bir uygulama için yurt dışından usta getirmeye çalışıyoruz.

Tags: , , ,

Comments are closed.

porn porno şişli masaj salonu rokettube porno eskişehir escort malatya escort konya escort