MENU


EN

SÖYLEŞİ

Ali Konya

Share
  • Ali Konya
  • Atlı Kanepe
  • Avangard Koltuk
  • Ali Konya

“Semer yapmayı düşünmüş bir insan gerçek bir tasarımcıdır.”

 

Siz hem mimarlık hem iç mimari hem de tasarım yapıyorsunuz. Güncel tasarım durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Biz hep dışarıya bağımlıyız gibi bir algı var. Bu hiçbir şekilde değişmiyor. Modadan, mimariye, iç mimariden tasarıma kadar hiç kimseye ait değil. Herkes birbirinden çalıyor, bakıyor. Ama en çok dışarıda kim yapmış ona bakılıyor. Bu bizim tabanımızdan gelen bir eksiklik aslında. Kültürümüz ve yaşam biçimimiz biraz dünyayla ters, bir eksiklik var hep. Bizim gibi gelişmekte olan ülkelerin kaderinde bu var. Hele şimdi dijital ortamda insanın kendini bulması çok zor. Ben kumbaracı yokuşunda doğdum. O zamanlar Türkiye’yi sanata tanıtan Rum-Ermeni ustalar vardı. Turistler geldiği zaman iftiharla gösterdiğimiz bütün eserler bu ustaların elinden çıkma eserlerdir. Bütün antika mobilyalar da öyle. Neden böyle olduğunu sorduğumuzda, gerçekten bu insanların ruhunun öyle olduğunu görüyoruz. Burada doğmuş insanlar bile olsalar kültürleri farklı. Bizim apartmanımızda İtalyan, Rum, Ermeniler vardı. Yaşam biçimleri, uygulamaları farklıydı, bizi aşan bir yaşam biçimiydi bu. Bir Ermeni usta mesela, Baroku Rokokoyu, Klasiği bilirdi. Yaptıkları işlerle sevişirlerdi, ruh verirlerdi.

 

Tasarımın ilham kaynağı nedir peki? Üretim yapma biçimimizden mi geliyor bu problemler?

 

Tasarıma asıl ilham veren şey doğadır, dışarıda kalan her şey ise büyük bir karmaşa. Bir tasarım bir başka tasarım için ilham kaynağı oluyor, her şey birbirine benziyor. Doğaya dönüp bakma, değerlendirme yok. Mesela endüstriyel tasarım anlamında ben hayata geçmiş hiçbir örnek bilmiyorum. Mobilyada da böyle, otomotiv sektöründe de. Benim için semerci ustası bir tasarımcıdır. Semer yapmayı düşünmüş bir insan gerçek bir tasarımcıdır. Bir fonksiyon çözmek, bir çözüm üretmektir. Demek ki tasarımcı olmak için akademik bir geçmişe sahip olmak gerekmiyor. Bu mesele biraz tartışılmalı, konuşulmalı diyoruz ama herkes bu hassas konu üzerine bir ölü toprağı atıyor. El sanatlarında mesela, gündelik hayatımızda kullanmadığımız ama belki de hala o işlerini sürdüren tasarımcılar var, tasarımlar var.

 

Mimaride durum nasıl? İlham sınırlarını zorlayan, hatta kopya diyeceğimiz işler üretiliyor. Neyi unutuyoruz burada?

 

Mimari tasarımlarda tamamen bölgesine ait, bölgenin koşullarına göre, hiçbir yerden etkilenmeyen çözümler var; ‘banyosu burada olsun, ben yemeğimi burada yerim’ diyen ve bunu uygulayan kişi bir tasarımcıdır. Karadeniz bölgesine gittiğinizde böyle örneklerle karşılaşabilirsiniz. Kimseden etkilenmeden nasıl bir üretim yapabiliriz dediğimizde, mutlaka defterler karıştırıyor, bir yerlere bakıyor. Normal olan tecrübe araştırmak, malzeme ve teknoloji araştırmak, takip etmektir. Ama bir modeli uygulamak sizi tasarımcı yapmaz. Bugün bir mimari yatırımcı Şikago’da bir bina görüyor, o binayı çok beğeniyor ve burada aynısını uyguluyor. Ama İstanbul’un silüetinin, görsel yapısının, tarihinin hiçbir önemi olmuyor. On sene öncesine kadar mimarlar, mimarlık yapmıyorlardı. Şimdilerde mimarlık başladı. Önemli olan uygulanmış hiçbir prodüksiyondan etkilenmeden, kendi dünyasından beslenerek ve kazanmayı ikinci plana koyarak mücadele etmek, emek vermektir.

 

Ama sizin kavganız daha karmaşık bir hale gelmiyor mu? Sektör sizden Şikago’daki gibi bina dikmeyi talep edebiliyor?

 

Ben öyle yapmıyorum tabii ki. Kendimi izole olmuş düşünüyorum ve eminim ki benim gibi davranan arkadaşlarım da vardır. Yeter ki yapayım, olsun mantığında hareket edenler de var. 1991 senesine kadar hiçbir tasarım beni ilgilendirmezdi, çünkü benden gelmiyordu. Kendim üretmeliydim. Bir tasarımın peşinden giden ikinci kişi şanslıdır, ama birini takip etmek demektir. 1991 senesinde Vitali Hakko benim çizgilerimi tanımladı ve ‘Avangard’ dedi. Avangard, mimari ve mobilya ile hiçbir alakası yok gibi gözükür ama bir düşünme biçimidir. Tamamen kendine özgü ve öncü bir algıdır ve bu düşünme biçimini her alana uygulayabilirsiniz. Aynı zamanda adapte olduysanız bunun dışına da çıkamazsınız, öncü olmak fikri size yerleşir. Başkalarının arkasından gitmek yerine, ilk olma fikri doğar. Gidip fuarlarda gezmeyi, internette tasarım bakmayı değil, kendine dönmeyi istiyorsun. Ama ne de olsa Türküz ve bu değişmiyor. Hiçbir zaman Roberto Cavalli olamıyoruz.

 

Motivasyon eksikliğinden olabilir mi? Örneğin, akademilerin ya da ödül sistemlerinin durumu hakkında ne düşünüyorsunuz?

 

Okullarımızdaki hocaların da, öğrenciler de durumları sorgulanacak halde. Ben kendi eğitim sürecimi hatırlıyorum. Saatler boyunca parkta oturup fikir üretirdim, düşünürdüm, gözlemlerdim. Aynı şekilde artık yarışmaların ve ödüllerin de bir değeri kalmadı. Zaten seçici kurul olarak oluşturulan gruplarda da pek eleştiri yapacak kişi de yok. Gördüğümüz her eser zaten ödüllü ama bu ödüllerin nasıl alındıkları da başka bir tartışma konusu. Ödüller erozyona uğradı. Biz bir şeyleri çok çabuk tüketiyoruz. Normalde bir ülkede birinin ödül alması çok önemlidir. Ama biz parayla her şeyi bitirir hale geldik. Burada tek dinamik bu. Olimpiyatlarda kan ter içerisinde kalan bir maratoncu düşünüyorum. Bu insanlara ödül veriyoruz; çünkü görüyoruz bu insanların fiziğinden bile belli oluyor emek harcadıkları. Ödül böyle olur, parayla değil.

 

O halde, doğru tasarımlar yapmak için doğaya bakmanın gerekli olduğunu mu söylüyorsunuz?

 

Bakmak ve görmek bir ok gibidir. Gider, ağacın içine girer. Bu görmektir. Bakmak ise yalnızca bütünü algılamaktır. Ötesini göremezsiniz. Bir masa tasarımı bile yapsanız, bu masa tasarımını anlamak önemlidir. Canlı cansız ne olursa olsun bütün objelerin, doğadaki tasarımla yarışması mümkün değil. Bir kuşun üzerindeki rengi, harmonisi bambaşka bir şey. Dünyadaki hiçbir tasarımcı bunu üretemez. Bu durumda da hangi tasarımcıyı neden takip edebilirsiniz?

 

Bu üretim şekli elbette herkesin arzuladığı bir yöntem. Ama Pratik hayatta karşılığını ne kadar buluyor. Örneğin siz müşterilerinizle hiç sorun yaşamıyor musunuz? Öyle olmasın, böyle olsun diyen olmuyor mu?

 

Hayır, olmuyor. Zaten tasarımımı beğenen insanlarla çalışıyorum ve herhangi bir etki ya da zorlama altına girmiyorum. Eğer benim yaptığım bir koltuk tasarımına oturup onu seviyorsa beni de seviyor demektir. Benim o koltuğu içselleştirdiğim gibi içselleştirdiği için binlerce tasarım arasından onu seçiyor demektir.

Tags: , , ,

Comments are closed.

porn porno şişli masaj salonu rokettube porno eskişehir escort malatya escort konya escort