MENU


EN

SÖYLEŞİ

Cenk Cem

Share

Röportaj: Bahadır Kul 

Merve Deniz: Bahadır Bey röportaja başlamadan önce ben bir soru sormak istiyorum konunun dışında biri olarak. Cenk Bey, sizin titriniz ‘Stadyum ve Güvenlik Müdürü’, tam olarak nedir bu görevin içeriği?

Cenk Cem: Türkiye Futbol Federasyonu’nda stadyum kriterlerini inceleyen, kulüplere lisans veren birimde çalışıyorum. Aynı zamanda bizim müdürlüğümüzün sorumluluğunda spor güvenliği, uygulanması, kurallarının yazılması ya da geliştirilmesi gibi bir çok görev var. Diğer bir çalışma alanımız ise taraftar iletişimi. Uluslararası mevzuata uygun sistemleri geliştirmeye çalışıyoruz. Bir de stadyumlarımızın “çim” sahalarının gelişimi için bir sistem geliştirdik bu konu özelinde çalışıyoruz. Belki okuyucularımız bilmeyebilir; her maçın bir kuralı vardır. Mesela, statların çoğunluğu Spor Bakanlığı’na aittir. Ama maç oynanırken, kulüp işletme sahibi olur stadın. Kulüpler yıllık bazda TFF’den lisans alırlar ve bu lisansta bir kurallar bütünü vardır; seyirciler stada nasıl girecek, protokol ve basın nasıl ağırlanacak, acil durum tahliyesi nasıl olacak gibi. Maç operasyonu, tıpkı mimaride olduğu gibi bir koordinasyonu gerektirir. Bu birim olarak bizim, her yeni sezon öncesinde kulüplere altyapıyı (stadyumlar, antrenman tesisleri) düzgün hazırlatmak gibi bir misyonumuz var. Sezon içinde de kulüpler bizim hazırladığımız bu altyapıyı kullanarak maçlara uygun hale getiriyorlar. Aynı zamanda biz başka kurallarla da bu sistemleri geliştirmeye çalışıyoruz; özel güvenliği, spor polisliği, seyirden men gibi sporda şiddet yasasında değişiklikler yapılması için Bakanlıklarımızla yakın çalışmalar yaptık. Öncelikle ben mimar olduğum için stadyum altyapısıyla başlayan çalışmalarımızda, bugün e-bilet sistemlerine kadar ilerleyen farklı bir çok konuda adımlar attık ve atıyoruz. UEFA ve FIFA bizim en büyük referanslarımızdan. Bugünlerde çim konusu üzerine biraz daha yoğunlaştık.

Bahadır Kul: Çim statların yaşayan tek canlı organizması olduğundan, sahaları canlı ve kaliteli tutmak oldukça zor bir iş. Çoğu zaman tüm stat tasarımını etkileyen, stadın en önemli parçası ve detayları da oldukça teknik aslında. Mimari projelendirme sırasında bu detayları biz belirliyoruz ve inşa sırasında da bizim tarafımızdan denetleniyor. Sonraki aşamada ise, çimi yaşlandırmadan, canlı tutarak yaşamasını sağlayan TFF’ye bağlı ekiplerin kontrolüne geçiyor. Mevsim şartlarına, geçişlerine göre düzenli olarak bakım yapılması gerekiyor. Çünkü çok önemli bir detay daha var; stadyumlar yalnızca maçlar için değil başka organizasyonlar için de kullanılıyor. Bu durumları da gözeterek sürdürülebilir organizasyonlar yapıyoruz.

CC: Çimin yaşaması için güneşe ihtiyacı var. Mimari bağlamda önemini buradan çıkarsayabiliriz. Stadyumun konumu, sahaya yapılmış olan gölgeleme ve rüzgar esintileri gibi parametrelerin hepsinin değerlendirilmesi gerekiyor. Stadyumun etrafındaki esintiyi içeri almak için bırakılan yarıklar, çatının tasarımına kadar bir çok önemli faktör var. Aynı zamanda, çimin inovatif bir duruşu da var; mesela hepimizin bildiği çimin tamamen dışarı çıktığı sistemler vardır. Almanya ve Çin’de kullanıldı ama fazla yaygınlaşmadı. Pahalı ve stadın dışında da arazi kullanımı olduğu için tercih sebebi olmadı. Bunun yerine saha içi çim bakım maliyetleri arttırıldı ya da eğer saha fazla ışık almıyorsa suni gün ışığı çözümleri geliştirildi. Birkaç yıldır daha da popülerleşti bu uygulamalar. Biz şimdi yaptığımız tüm stadyumlarda çim döşenir döşenmez tüm gölgeli alanlarda bu ışıklandırma sistemlerinin kullandırılmasını öneriyoruz. Aynı şekilde, eğer rüzgarın saha içi dolaşımı problemliyse büyük pervaneler sayesinde esinti yaratılıyor. Bir de mesela saha altı ısıtma sistemleri var; özellikle havanın çok soğuk olduğu yerlerde bu ısıtmalar sayesinde çim stabilitesini koruyor, çim kökü güçlü ve sağlıklı olup, sürekli büyüyebiliyor.

BK: Çimin sağlığını mimari ve teknik anlamda yönetmek bu yapıların en kritik çalışma noktalarından biri.

MD: Bir stadyumun dışarıdan en fazla görünen yeri cephesi ve kuşbakışı çekimler çok yapıldığından çatısı. Bu kadar parametreyle beraber nasıl tasarım fikrinize sadık kalabiliyorsunuz?

BK: Bizim için yapının dışarıdan yaklaşıldığında ne hissettirdiği çok önemli, bu açıdan da cephe ön planda oluyor. Buradaki etkenler de kent kimliği, kent silueti, topografya, iklim ve kulüp. Bazen cephe ve çatıyı beraber bazen ayrı görürsünüz; yaklaşık 35 bin metrekare olan bu yapı bloğunun alımlanışı da ancak hava çekimleriyle oluyor. Oldukça büyük olan bu yapılar kentin rüzgarını bile değiştirebiliyor, bir duvar görevi görebiliyor. Bu sebeple hem kentin hem de yapının sağlığını mimari projelendirme aşamasında çok iyi hesaplamak gerekiyor.

MD: TFF ile bu aşamada ne gibi diyaloglar kuruyorsunuz?

BK: Türkiye’de ilk UEFA kriterlerine uygun stadyum yapan bir ofis olarak biz, geçmiş dönemlerde yalnızca stadyumlarda değil diğer tüm spor yapılarında temel organizasyonların olduğunu ama detaylandırılmadığını gördük. Kayseri Stadyumu ile başlayan bu serüvende Cenk Beylerle de yoğun diyaloglar kurarak bilgilerimizi tazeledik karşılıklı olarak. Arkasından da uygulama esnasında Federasyonla da koordineli bir şekilde danışmanlık bağlamında da bu yapıyı olması gerektiği noktalara taşıdık.

CC: Bir yeri vurgulamam gerekiyor; Kayseri Stadyumu projesinde, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Kayseri Büyükşehir Belediyesi arasında çok güzel bir anlaşma yapıldı. Bakanlığa ait olan eski stat sahipliği, karşılığında yapılacak birçok farklı dalda yeni spor tesisine karşılık Belediye’ye devredildi. Belediye bir fona bu stadın satışını yaparak yerine birçok önemli spor binasını yaptı ve anlaşma gereği Bakanlığın hizmetine sundu.

BK: Kente ekstra bir maliyet çıkarmadan, kentin kendi birikimleriyle var olan toprak kaynağını fonla değerlendirip yerine bir çok yapı inşa etti. Finansal problemler aşıldığı için de iş de hızlanmış oldu. Bu bize şunu gösterdi ki; stadyumlar özel deneyim gerektiren, bilgi-birikim gerektiren yapılar.

CC: Bu süreçlerde hem diğer uzmanlar, sektörden insanlar, Federasyon ve Bahadır Bey ile hep beraber çalıştık.

BK: Spor yorumcuları da dahil olmak üzere meslek profesyonellerinin deneyimlerini, önerilerini dinledik. Kentte gerçekleştirilecek diğer kamusal deneyimlerin de paylaşıldığı bir proje zinciri oldu. Bu stadyum bilgi-birikimi gerçekten çok önemli; güncellenen bir bilgiden bahsediyoruz.

MD: Çok fazla sirkülasyonu olan bu yapılarda denetim ve organizasyonda yapılan hataların belirlenmesi nasıl oluyor?

CC: Aslında çok uzun süreçlere gerek yok; bir, iki maç sonra anlaşılıyor bu eksiklikler ya da fazlalıklar. Belki, yaz ve kış mevsim dönümlerinde biraz daha uzun sürebilir. Seyirci açısından bakarsak zaten temel bazı durumlar var; eğer bir izleyici rahatça arabasını park edecek yer bulur, turnikeden kolaylıkla geçer, stadyum içerisinde yemeğini yiyecek bir restoranda oturabilir ve maçını da konforlu bir şekilde izleyebilirse zaten mutlu olur. Kayseri Stadyumu gibi statlarda zaten bu imkanlar var. Seyircileri bir akışkan gibi düşünmek gerekiyor. Biz ‘kalabalık yönetimi’ denen bir uzmanlık alanı olduğunu fark ettik İngiltere’deki araştırmalarımız sırasında. Bunun aynı zamanda programları var; acil bir durumda örneğin, tüm kalabalığı stattan tahliye etmeniz gerekiyor ve bu tahliye için sadece 8 dakikanız var. Bu programlar görselleştirilmiş algoritmalar sunuyor, analizler yapıyor.

BK: Bu bahsettiklerimizin bütünü aslında mimariyi oluşturuyor; sirkülasyon, kalabalık yönetimi, ulaşım, vaziyet planlaması, rüzgar testleri. Az önce bahsettiğimiz çim yönetimi, güvenlik, yapının kent siluetindeki tüm iklimsel konumlanışı, rüzgar yönetimi gibi tüm bunlar stadyum yapılarında mimarinin bileşenleri. Bu çok teknik ama aynı zamanda mimarın sihirli bir kalemle sanatsal ifadesini de ekleyebildiği mega bir yapı.

MD: Bu kadar faktörü belirleyeceksiniz, hem de kamusal yapı olacak ve iyi gözükecek!

BK: Ve her kent için de farklı olacak. Kentin alışkanlıklarına ve kulübe de uygun bir şekilde olacak.

CC: Bir de, oraya gelen kalabalık yüksek düzeyde duygusal bir topluluk. Yaşlı geliyor, genç geliyor, aileler, kadınlar, çocuklar… Her birine de hitap edebiliyor olması lazım. Projecinin de tüm bu düzenlemeleri yapması lazım; koltuğunu, girişini, çıkışını iyi düşünmesi lazım. Mesela UEFA kriterlerinde VIP koltuklar 110 cm olmalıdır basamak genişliği, diğer tribünlerde 80 cm olmalıdır.

BK: Bazılarında koltuk bile olmamalıdır. Kale arkalarındaki vandalizmi engellemek ya da rahatça heyecanlı bir grubun maçı oradan takip etmesi için. Bu biraz kulüplere de bağlı tabii. Biz ilk çalışmalara başladığımızda fark ettik ki; kulüplerin seyirci alışkanlıkları var ve bunlar da göz önünde bulundurulmalı inşa sırasında. Biz mesela Cenk Beyler ile çok tartışmıştık; sahalarda ayırıcı tel olmalı mı, olmamalı mı? Çünkü futbol, vandalizmle özdeşleşmiş gibi görünüyor ve bu imajı ve varsa eğer vandalizmi kırmanın da yolunun kafes koymaktan geçmediğini, tam tersi kafesleri kaldırarak, güvenliği belki insancıl boyutlarda arttırarak iyileştireceğimizi düşündük. Kayseri’de kafes kullanmadık ve o günden bu yana sahaya seyirci indiği görülmedi. Avrupa’daki eski stadyumlara bakarsanız saha ve seyirci arasında kot farkı oluşturarak ya da hendekler yaparak çözümler geliştirmeye çalışmışlar ama yine de oradaki vandalizm bizden daha farklı. Bu açıdan yine vurgulamak gerekiyor ki Kayseri bizim için iyi bir örnek oldu; hem organizasyonlar açısından hem de arazi takasları açısından. Hemen ardından Konya’ya başladık, akabinde Mersin, Malatya ve Eskişehir de kendi stadyumlarını istedi. Yani, Kayseri’deki örnek, diğer projeler için de bir ilham oldu hem hızlı inşa edilişi hem de kentsel sürdürülebilirliğe katkısından dolayı. Dönemin Başbakanı’nın talimatıyla, Gençlik ve Spor Bakanlığı ve diğer devlet kuruluşlarının beraber yürüttüğü organizasyonla tüm liglerdeki stadyumları kentin birikimleriyle, çok para harcamadan projelendirdik. 3 yıl içerisinde 30’a yakın stadyum ben ve diğer mimar arkadaşların da emeği ve TFF’nin de katkısıyla toparlanmaya başlandı. Şu an neredeyse 15 stadyum bitti ya da bitmeye yakın aşamada. Bu yapıların inşasındaki en etkili faktörlerden birisi de; devletin dünya ve Avrupa şampiyonlarına ev sahipliği yapma arzusuydu.

CC: 30’dan fazla stat yapılıyor şu an. Statlar bittikten sonra yönetim şekilleri de çok gelişirse çok daha iyi olacak. Biz zaten uluslararası standartlara göre takip ediyoruz, diğer projeleri gidip görüyoruz dünyanın dört bir yanında konferanslara katılıyoruz.

MD: Mesela Dolmabahçe’de yapılan son stat çok tartışıldı, sarayın altyapısına zarar verebileceği ya da deprem durumda problem çıkaracağı gibi söylemler vardı.

CC: Katıldığımız konferanslarda, yaptığımız toplantılarda özellikle üzerinde durduğumuz bir konu yerel çözümler; arazinin yapısı, şehrin konumlanışı, deprem bölgesi olup olmadığı…Bu sebeple Türkiye’deki tüm stadyumlar deprem katsayılarına göre yenilendi. Bazı yeni stadyumların, 9 şiddetine dayanıklı halde inşa edildiğini bildirdiler. Bu alan zaten o bölgenin toplanma noktası, olası bir deprem durumda. Çok ince eleyip sık dokudular. Hatta saha deniz seviyesinin altına çekildi. Çok önemli izolasyon yapıldı. Türkiye’de ilk defa drenaj sistemi otomatik olan bir sistem yapıldı; saha maliyetinin neredeyse iki katını buluyor bu sistem. Düğmeye basıyorsunuz, tüm drenaj sistemi dışarı alınıyor. Mimari açıdan ele alacak olursak arazi koşulları çok sınırlıydı. Mimarımız bu konuda çok şanssızdı, kendisi belki daha detaylı anlatır daha sonra size. Etrafındaki yollarla ilgili sorun vardı. Ama ben kötü olduğunu düşünmüyorum kesinlikle.
Genel olarak şunu söylemek istiyorum; mimari açıdan doğru çözümlenmiş, seyircinin konforlu maç izlediği, oyuncuların sahadan dolayı bir sorun yaşamadığı, diğer kamusal çözümleriyle de iş görebilen yapılar inşa etmek ve denetlemek bizim sorumluluğumuz. Bu yolda da iyi adımlar attığımıza inanıyorum, bundan sonraki süreçte de bilgilerimizi güncellemeye, spor yapılarını ve altyapılarını geliştirmeye devam edeceğiz.

Tags: , ,

Comments are closed.

porn porno şişli masaj salonu rokettube porno eskişehir escort malatya escort konya escort