MENU


EN

SÖYLEŞİ

Dan Stobbergaard

Share

Geçtiğimiz Mayıs’ta İstanbul’da Şişecam’ın davetlisi olarak T Buluşmaları kapsamında dinlediğimiz Dan Stobbergaard ile mimari pratiğini konuştuk.

Kişisel bir soruyla başlamak istiyorum. Nasıl ve ne zaman mimar olmaya karar verdiniz?

Bu benim için gerçekten bir gün oturdum ve mimar olmak istedim gibi bir cevap değil. Oldukça yaratıcı bir aileden geliyorum ama etrafımda hiç mimar yok. Çocukluğuma dair belirgin olarak hatırladığım tek şey; her zaman Legolarla oynadığım. Bir şeyler inşa etmek için çok yaratıcı bir oyuncak olduğunu düşünüyorum. Benim içimde de mimarlığı geliştiren ve şekillendiren buydu bence.

Yapmayı çok arzu ettiğiniz ama bir türlü gerçekleştiremediğiniz bir projeniz oldu mu bu zamana kadar?

Ekip olarak sanırım biz çok şanslı olduk, henüz böyle bir proje olmadı.

İstanbul’u nasıl buldunuz bir mimar olarak?

Elbette çok heyecan verici bir şehir. Topografiyi çok seven bir mimar olarak burada proje yapmak çok keyif verici olurdu benim için, çünkü Kopenhag bir krep kadar düz.

Yaptığınız projelerin bir çoğu her sene ödül kazanıyor. Sizi ve ekibinizi bu ödüller nasıl etkiliyor?

Bu sorunun çok kısa ve net bir cevabı var; biz projelerimizi toplumsal değerlendirmeler sonucunda yapıyoruz. Çok iyi bir ekibimiz var ve bence asıl başarı böyle bir dengeyi bir mimari ofiste yakalayabilmiş olmak. Talebimiz mimari camianın onayını almak değil, elbette bir noktada iyi hissettiriyor ama; bir mimar olarak inşa ettiğimiz bir yapıyı birkaç yıl sonra ziyaret edip kullanıcılarıyla konuşmak ve tatmin olduklarını görmek çok daha iyi hissettiriyor. Bence her mimar bir zamanlar her şeyi tasarlayabileceğine ve tasarladığının da aynı şekilde kalacağına çok inanıyor. Ama örneğin bir kamusal yapıya yaptığınız ziyarette kullanım bağlamında yapının ne kadar değiştiğini ve geliştiğini görmek oldukça şaşırtıcı ve keyif verici.

COBE büyük ve küçük ölçekli bir çok proje yönetiyor. Kamusal yapılardan ulaşım yapılarına hatta arazi planlarına kadar farklı bir çok proje görüyoruz. Buradaki avantajlar ve dezavantajlar neler?

COBE’yi kurduğumuzdan beri emin olduğumuz şey her ölçekte proje üretmekti. Bunda da başarılı olduk; belirttiğiniz gibi bir çok farklı proje üretiyoruz. Büyük ölçekli projeler yapmak bize daha geniş bakış açıları yaratma konusunda oldukça yararlı deneyimler kazandırıyor. Hataları minimalize ederken kaliteyi korumaya çalışmak ise dezavantajlı kısmı. Yaşanılan çevreyi tasarlamak, orada yaşayacak tüm birimlerin ihtiyaçlarını göz önünde bulundururken bir taraftan da çeşitliliği korumak gerekiyor.

İstanbul’un planlamasında ve kamusal yapılarında fazlaca sorun görür mimarlık camiası. Çünkü genelde tekil yapılar inşa edilir ve büyük çerçeve gözden kaçar. Siz Kopenhag’la bir karşılaştırma yapabilir misiniz bu noktada?

Kamusal alanlar yaratmak, hangi şehirde yaşarsanız yaşayın oldukça zor. Küçük ya da büyük hiç fark etmeksizin tüm projelerde belirgin sorunlarla karşılaşıyorsunuz. Kopenhag yaratıcı kültürü olan bir şehir olmasına rağmen bazen birisi çıkıp projenizin karşısında durabiliyor. Bunun için bizim en temelde kendimize sorduğumuz bir soru var; bu alanın gerçekte neye ihtiyacı var? Bu soru daha sonra burada yaşayanların profillerine, ihtiyaçlarına, beğenilerine kadar ilerliyor. Sorunuzu gayet iyi anlıyorum; İstanbul gibi organik şehirlerde planlama yapmak oldukça zor. Bir de mimari projeler genelde bazı dış etmenlere ve faktörlerin taleplerine çokça maruz kalan konular. Politika, ekonomi gibi farklı açılar var.

Özellikle kentsel planlamalarda yöneticilerin rolü ne kadar Danimarka’da? Takip etmeniz gereken kurallar var mı?

Evet, elbette hükümet tarafından belirlenmiş bazı kararlar var. Hukuk kuralları ile desteklenen bu kararlarda hangi alanın neye, ne kadar ihtiyaç duyduğu ve nasıl yapılması gerektiği gibi yönlendirmeler bulunuyor. Bu konu bence oldukça önemli; çünkü bu çalışmaları orada yaşayan insanlarla yapıyorlar.

 

 

 

Tags: , , ,

Comments are closed.

porn porno şişli masaj salonu rokettube porno eskişehir escort malatya escort konya escort