MENU


EN

SÖYLEŞİ

Fran Silvestre

Share

Mülakat: Can Ziyal

Can Ziyal: Öncelikle bize zaman ayırdığınız için Tasarım Dergisi olarak teşekkür ederiz. Kendinizi okurlarımıza tanıtmak ister misiniz?

Fran Silvestre: Bize bu imkanı verdiğiniz için biz teşekkür ederiz. Çok büyük bir mimarlık firması değiliz. İsteğimiz, yaptığımız işlerle güzelliğe cisim vermek. Amacımız proje sürecinde, proje sahibini ve projeye katılan herkesi tatmin etmek.

CZ: Firmanızda kaç kişi çalışıyor?

FS: Şuanda 27 kişiyiz.

CZ: Büyüdüğünüz ev hakkında bize neler söylemek istersiniz?

FS: Ailemin biri şehir merkezinde ve diğeri şehir dışında olmak üzere iki evi vardı. Valensiyalılar için bu oldukça sıradan bir durumdur. Şehir merkezindeki evimiz büyük ve klasik tasarımlı bir Valensiya dairesiydi. Şehir dışındaki evimiz ise, klasik Valensiya tipi havuzlu ve geniş bahçeli bir müstakil evdi. Senenin yarısını apartman dairemizin içinde ve diğer yarısını şehir dışındaki evimizin dışında geçirdiğimi hatırlıyorum. Bahçe benim için çok önemliydi.

CZ: Nasıl mimar olmaya karar verdiniz?

FS: Ailemizin beş nesilden bir büyük bir mühendislik geleneği vardı. Dedemin dedesi Dünya’daki ilk arabayı tasarlayan kişiydi. Hiç üniversiteye gitmemiş olan bir mucit olarak, buharla çalışan ve raylara ihtiyaç duymadan hareket eden bir makine yaratmıştı. Ondan sonraki tüm nesiller mühendis oldular. Ben de çok seçkin mühendislik kitaplarıyla bezenmiş bir kütüphane ile büyüdüm. Tasarımın sanatsal yönüyle ilgili olduğunu fark ettim ve mimar olmaya karar verdim.

CZ: Valensiya, İspanya’da büyümek sizi nasıl etkiledi?

FS: Tabii ki Akdeniz’in çok büyük bir etkisi oldu. Valensiya dışında yaşadığım birkaç sene süresinde, mavi İspanyol gökyüzünü ve kendine özgü ışığını ne kadar özlediğimi fark ettim.

CZ: Mimarlık sizin için ne ifade ediyor? Mimarlık sadece yapılardan mı oluşur?

FS: Mimarlık yapılardan daha fazlasıdır. Biz tasarladığımız eserlerin içinde yaşayan, çalısan, arzularını gerçeğe dönüştürdüğümüz insanlar için bir kimlik yaratıyoruz. Bazen bir insanın hayatını sadece tasarım ile değiştirebilirsiniz.

CZ: Mimarlıkta başlıca etkilendiğiniz kişiler kimlerdir?

FS: Beni etkileyen mimarlardan bazıları; Alvaro Siza, Aires Mateus ve Peter Zumthor’dur. Ayrıca heykeltıraş Andreu Alfaro’nun heykellerinin şekiller ve aralarındaki ilişkiyi incelemesi nedeniyle üzerimdeki etkisi de önemlidir.

CZ: Peter Zumthor sizi nasıl etkiledi?

FS: Zumthor’un eserlerinin içine girdiğinizde yarattığı etki çok özeldir.

CZ: Therme Vals’i ziyaret ettiniz mi?

FS: Evet, gerçekten muhteşemdi.

CZ: Mimarlık sözcüğünü düşündüğünüzde, hemen aklınıza gelen bir bina veya mimar var mı?

FS: Neden bilmiyorum ama bana Barok, Borromini, Alhambra gibi çok eski mimariyi hatırlatıyor. Alhambra benim için Dünya’daki en güzel eserlerden biridir. Ayrıca mimarlık bana İspanya’nın kuzeyindeki Roma Kilisesi Santa Maria del Naranco’yu hatırlatıyor. Olağanüstü ve güzel, küçük bir kilisedir.

  • Fran Silvestre

CZ: En sevdiğiniz ikonik bina ve mimar hangileridir?

FS: İkonik bina benim için Alhambra’dır. Aslında Alhambra’ya bir bina diyemeyiz, tam şeklini söyleyemeceğimiz, bahçe serilerinden oluşan bir eserdir. İkonik mimar ise Alvar Aalto olabilir.

CZ: Farklı bir şekilde tasarlarım dediğiniz ikonik bir yapı var mı?

FS: Farklı şekilde tasarlamış olmak istediğim bir çok ikonik yapı var. Günümüzde ikonik yapıların gerekliliği bir sorun teşkil ediyor. Son on yılda Guggenheim etkisinden bahsediyoruz ve bu etki altında kalmış olan çok sayıda yapı var.

CZ: Alvaro Siza’nın yanında çalıştığınız zamandan bahsetmek ister misiniz?

FS: Olağanüstü bir tecrübeydi. Mimarlık hakkında çok şey öğrendim. O, benim için büyük bir usta ve dehadır. Çalışma disiplininden çok etkilenmiştim. Her Pazar ofise giderdi ve sayısız projeye imza atmış olmasına rağmen hala en küçük detaylarla bile bizzat ilgilenirdi.

CZ: Kendi ofisinizi ne zaman açtınız?

FS: Ufak ufak 2003 yılında başladım ama 2005 diyebiliriz.

CZ: Hangi projenizin kariyerinizi değiştirdiğini düşünüyorsunuz?

FS: Başlangıçta tasarladığım bütün projeler kariyerimin seyrini değiştirdi ancak aralarında Yamaç Evi (Cliffside House) en büyük etkiyi yaptı. Medyada çok tutulmuştu ve ilgiyi üzerimize çekmişti. İnsanlar eğer düşük bütçeli bir projede başarılı olduysak, diğer işleri de kolayca yapabileceğimize inandı.

CZ: Üniversitelerde ders verdiğinizi biliyoruz, kaç yıldır profesörlük yapıyorsunuz? Bu iş hayatınızı nasıl etkiliyor?

FS: 2005 yılından beri ders veriyorum. Kendi ofisimi kurduğum zamanla aynı anda başladım. Öğrettiğiniz zaman zihniniz açık olur. Ben Alvaro Siza gibi bir deha değilim, bu yüzden çalışmak için çok iyi bir ekibe ihtiyacım var. Firmamızda yaptığımız işler sadece ekibimizde olan insanlar sayesinde mümkün. Firmamızın isminde kendi ismimin olmamasını tercih ederdim ancak olaylar böyle gelişti. Ayrıca profesörlük sayesinde, birlikte çalışmak istediğim insanları kolayca seçebiliyorum.

CZ: Sosyal medyada çok aktif olduğunuzu görüyoruz. Günümüz mimarı dünyasında sosyal medyanın etkisi nedir? Sizce sosyal medya ve internet olmadan şu anda bulunduğunuz noktada olur muydunuz?

FS: En önemli şey insanlara neler yapabileceğinizi ulaştırmaktır. İnternet sayesinde insanlar bizi çok daha kolay bulabiliyor ve bağlantı kurabiliyor. 10-20 sene önce, önce başarılı olup sonra işlerinizin yayınlanmasını beklerdiniz.

  • Balint House

CZ: Sizin için önce hangisi gelir? Biçim mi yoksa işlev mi?

FS: Bizim için ikisi de aynı değerdedir. Biri diğerinden daha önemli değildir. Peter Zumthor’un biçim ve işlev hakkında yazdığı çok ilgi çekici bir kitap vardır. Okurlarımızın okumalarını öneririm.

Bir şekille, yani biçimle başladığımız doğru ancak işlevi kattığımızda tekrar biçimi değiştiriyoruz. Bizim için biçimle başlamak daha kolaydır.

İspanya’daki üniversitelerde biçimle başladığınızı söylemek zordur. Şu sıralar moda olan yoktan var olan bir fikirle başladığınızı söylemek.

CZ: Az mı çoktur yoksa çok mu çoktur?

FS: Duruma göre değişkenlik gösterir. Tabii ki çok çoktur. Bir projenin en önemli yeri nerede duracağını bilmektir. Eğer bir resim yapıyorsanız kendinize nerede durmanız gerektiğini sormalısınız. Bir noktadan sonra durmazsanız proje kötüye gider. İşte o noktada az çoktur.

CZ: Siz buna nasıl karar veriyorsunuz?

FS: Sona doğru daha fazla bir şey eklemenin gereksiz olduğunu ve bir şey eklemenin projeyi daha iyi yapmayacağını anlıyorsunuz. Kullandığımız iki sözcük vardır; Bütüncülük ve İndirgemecilik. Heterojen bir bütünlük sağlamak çok önemlidir.

CZ: Sürdürülebilir ve yeşil mimarlık hakkında ne düşünüyorsunuz? Eserlerinizde bunlar nasıl yer buluyorlar?

FS: Çok önemlidirler. Sürdürülebilirliğin geleneksel hissini seviyoruz. Her şey güneş panelleriyle kaplanmış çatılardan ibaret değildir. Çocukken, annem her zaman beni kumaş bir poşetle bakkala ekmek almaya yollardı ve bana ne zaman sürdürülebilirlik hakkında soru sorsalar bu örneği veririm. Şimdilerde geri dönümlü naylon torbalar var. Hangisi daha sürdürülebilir? Benim için yanıtı çok açık.

CZ: Fernando Guerra, Fernando Alda gibi çok ünlü fotoğrafçılarla çalışıyorsunuz. Fotoğrafçılığın mimarlıktaki yeri hakkında ne düşünüyorsunuz?

FS: Fotoğraf çok önemli ve iletişimde büyük bir yeri var. Her şey mimarideki ilk fotoğrafçı olan Julius Shulman ile başladı. MOMA’yı Fernando Alda ile ziyaret edip, onun ünlü mimarlar; Zaha Hadid, Steve Hall ve Rafael Moneo’nun yanında ne kadar değerli olduğunu görünce çok şaşırmış ve etkilenmiştim. Fernando Alda gibi bir fotoğrafçı ile çalıştığınızda medyada yer buluyorsunuz.

CZ: Beyaz renginin projelerinizde çok belirgin olduğunu görüyoruz. Sizce renksiz mimari ile kendinizi daha mı iyi ifade ediyorsunuz?

FS: Beyazı 3 sebepten dolayı kullanıyoruz. Mavi ve beyaz arasında güçlü bir zıtlık var ve kültürel bir simge. İkinci sebep ise bilimsel. Beyaz iç mekan daha ferah gözükür. Ayrıca termik sorun da var. İspanya güneşinin altına büyük siyah bir kutu koyamazsınız. Ve son olarak güzelliğin algısıyla ilgili bizim öznel bir seçimimiz.

  • Hollywood House
  • Pine Forest

CZ: Tarzınızı tek bir sözcükle anlatmak isteseniz ne olurdu? Benim aklıma temiz (clean) sözcüğü geliyor.

FS: Evet, temiz olabilir. Temiz sözcüğü önceki soru ile de ilgili. Sadece iç mimariyle ilgili konuştuğumuzu düşünün, beyaz bir iç mekanı temizlemek daha kolaydır. Beatriz Colomina’nın mimari ve verem arasındaki ilişkiyi anlattığı çok güzel bir makalesi vardır. Çünkü bütün modern mimarlar veremin etkisiyle yaşamış ve evlerine daha büyük pencereler yardımıyla daha çok ışık girmesinin ihtiyacını fark etmişlerdir.

Ayrıca beyaz zihinde temizliği çağrıştırır. Beyaz bir iç mekana adım attığınızda, görüşünüz akar ve rahatlarsınız.

CZ: Projeleriniz gece ve gündüz çok farklı görünüyor. Bu elde etmeye çalıştığınız bir etki mi?

FS: Evet, çünkü gün esnasında beyaz kütle farklı Güneş ışınları altında tamamen değişik bir görünüm alıyor. Gece ise daha sıcak ışıklar kullanıyoruz. 3000K ampüller ateş etkisine yakın bir ışık veriyor. Ofislerde beyaz ışıklandırmayı, evlerde ise daha sıcak aydınlatmayı tercih ediyoruz.

CZ: Mimarlık dışında çalıştığınız bir konu var mı? Var ise nelerdir?

FS: Mimarı model yapmak ve üniversite profesörlüğü. Model yapmak benim için mimari araştırma ve yaklaşım açısından çok önemlidir.

CZ: Kendinizi ne olarak görüyorsunuz? Bir mimar mı, tasarımcı mı? Her ikisi birden mi? Yoksa başka bir şey olarak mı?

FS: Neden bilmiyorum ancak bunlar bizi ve yaptığımız işleri tanımlamak için doğru kelimeler değil. Tam olarak yaptığımız şey bu değil. Bizler daha fazla şey yapıyoruz.

CZ: Hobileriniz nelerdir?

FS: Bütün haftasonlarını ofisimde geçiririm ve yaşamımda en sevdiğim bölümdür. İşim benim hobimdir ve burada modeller yaparım. Ayrıca spor yapıyorum ancak buna hobi diyemem. Hobiden ziyade bir ihtiyaç.

CZ: Yaşamınızdaki en büyük motivasyonunuz nedir? Sizi sabahları yatağınızdan kaldırıp işe gitmenizi sağlayan en büyük sebep nedir?

FS: Benim için bu meraktır. Büyüme olasılığı ve bir sonraki işimizde neler yapabileceğimizdir. En önemli motivasyonlardan biri, bir projenin proje safhasıdır. Güzel yapılar yaptığımızı ve yapabileceğimizi biliyorum. Ama proje ekibi bana daha çok zevk veriyor. Adeta bir futbol takımı gibi, şu anda teknik direktörüm ve ileride başkan olacağım. İyi bir ekibi çalışırken izlemek paha biçilemez.

CZ: Diğer mimarlarla veya şirketlerle işbirlikleriniz var mı? Bunlardan bahsetmek ister misiniz?

FS: Evet, başka mimarlar ile çeşitli işbirliklerimiz var. Aynı değerlere sahip bir arkadaş gurubu olarak eğitim ile bilgimizi öğrencilerimize aktarmaya çalışıyoruz.

Los Angeles, Panama gibi Dünya’nın çeşitli yerlerinde projelerimiz var ve eğer diğer mimarlarla işbirliği yapmasak bu mümkün olmazdı.

CZ: Genç mimarlara ve öğrencilere ne öğütlemek istersiniz?

FS: Kendiniz olun çünkü diğer herkes zaten mevcut. İşlerinizi kendinize özgü yapmanız çok önemlidir. Etkilendiğiniz insanlar mutlaka olacaktır ama kendi duruşunuzu bulmazsanız, yıllar içerisinde yaşamınızı devam ettiremezsiniz.

CZ: Mimarlığın geleceği hakkında ne düşünüyorsunuz?

FS: Bu konuda çok umutluyum. Önümüzdeki 10-20 yıl içinde mimarlık tamamen değişecek. Şimdilerde yaptıklarımızın gelecekte modası geçmiş olacak. Arazi, çevre ve teknoloji arasındaki ilişki görüşlerimizi değiştirecek ve vatandaş değil, Argonot olduğumuzu anlayıp ona göre iyileştirme yapacağız.

CZ: Eşsiz bir tarzınız var ve bir fotoğrafa bakınca o projenin sizin tarafınızdan tasarlandığını anlamak kolay. Bundan gurur duyuyor musunuz? Sizce her mimarın eşsiz bir tarzı olmalı mı? Projelerinizi tasarlamadan önce bu aklınızda mıydı?

FS: Hayır. İnsanların bakınca bu bir Fran Silvestre Arquitectos projesi demesi iyi bir şey ancak bu amaçladığımız bir şey değil. Belki de bu bir yöntem sorusudur. Sonda çözüme ulaşan bir yöntem. Projelerimize baktığınız da hep aynı yöntemin kullanıldığını görürsünüz. Bunun için yazı ve yazı sanatı (kaligrafi) karşılaştırmasını kullanıyorum. Bir yazı sanatınız olabilir ve bir harfi farklı bir biçimde yazabilirsiniz. Ama bizim için önemli olan yazıdır, yazı sanatı değil.

CZ: March adında bir eğitim programına başladınız. Bunun hakkında ne söylemek istersiniz? (marchvalencia.com)

FS: Valensiya Politeknik Universitesi’nde profesörlük yapıyorum ve birkaç yıl ders verdikten sonra öğrencilerin kariyerleri hakkında ne yapacaklarını bilmedikleri için yaşadıkları kafa karışıklıklarını gördüm. Hepsi çok iyi öğrenciler ama gelecekleri hakkında daha çok yol göstericiliğe ihtiyaçları var. Bu birkaç öğrencinin başına gelse sıradandır diyebiliriz ancak bütün öğrenciler aynı şekilde hissediyorsa ortada bir sorun vardır. Kendime nasıl bir yol çizeceğimi sordum. Alvaro Siza ve Eduardo Souta de Moura’nın nasıl çalıştıklarını inceledim.

5 yıllık eğitim süresinde kişisel yeteneği keşfediyoruz ve geliştiriyoruz ama bu yetersiz kalıyor. Takım içinde nasıl çalışılacağını öğretmiyoruz. Dünya çok değişti ve bir kişi tek başına özel bir eser yapacak kadar bilgiye sahip olamıyor.

CZ: Hem mimar hem de profesör olarak, sizin zamanınızdaki ve şimdiki öğrenciler arasında farklar nelerdir?

FS: Şu bir gerçek ki, şimdiki öğrenciler eskiye göre daha fazla bilgiye erişebiliyor ancak bu her zaman iyi sonuçlar vermiyor. Eskiden daha az ama daha kaliteli bilgi vardı. Şimdi daha fazla bilgi var ama iyi mi kötü mü bilmiyoruz. İyi öğrenciler daha da iyi oldu ancak ortalama öğrenciler maalesef gerilediler.

CZ: Eserleriniz dışarıdan göze çok hoş geliyor. İçinde yaşayan insanların da aynı şekilde hissettiğini düşünüyor musunuz?

FS: Öyle hissettiklerini düşünüyorum. Birkaç sene önce tasarladığımız bir ofisi ziyaret ettiğimi hatırlıyorum ve orada çalışan biri bize eskiden saatlerin geçmek bilmediğini, şimdi ise çabucak geçtiğini söylemişti. Bunun sebebi ortamda rahat hissetmelerinden kaynaklanıyor.

CZ: Mimarlıktaki hedefiniz nedir? Gelecekte hatırlanmak için mi tasarım yapıyorsunuz? Eğer öyleyse nasıl hatırlanmak istersiniz?

FS: İleride hatırlanmak için tasarım yapmıyoruz. Bizim için bu önemli değil. İsmimizi ileride unutabilirsiniz. Önemli olan taşıdığımız düşünceler.

CZ: Sık yolculuk yapıyor musunuz? Yolculuklar işinizi nasıl etkiliyor? Mimarlık ve yolculuk yapmak arasındaki ilişki hakkında ne söylemek istersiniz? Yakın yolculuklarınızda size neler ilham verdi?

FS: Evet sık yolculuk yapıyorum. Mimarlıktaki iki ana direk; yolculuk yapmak ve bilgiyi yeni nesillere aktarmaktır. Yolculuk yaparken neyi sevip sevmeğinizi görürsünüz. Farklı atmosferlerde bulunur ve ufkunuzu açarsınız.

Geçenlerde Moskova’yı ziyaret ettiğimde orada pencereleri nasıl kullandıklarını gördüm. Moskova’daki pencere’nin İspanya’daki pencereyle hiçbir benzerliği yok. Pencere sadece ışık için ve açılmıyor. Malaga’da ise ince kumaş bir mimarlık ile nasıl sebze yetiştirdiklerinden çok etkilendim.

CZ: En sevdiğiniz şehir hangisidir? Başka bir şehirde yaşama şansınız olsa bu hangisi olurdu? Porto ve Eindhoven ‘daki yaşamınız nasıldı? Bizimle paylaşmak istediğiniz anılarınız var mı?

FS: Bir şehir seçmek çok zor. Eskiden Barselona’yı çok severdim ama artık çok fazla turist var. Ayrıca New York ve Benidorm’u seviyorum. Benidorm; Alikante (Alicante), İspanya’da bulunan turistik bir şehirdir. Brazilya (Brasilia) fikrine benzer ve bir noktaya yerleştirilmiş çok iyi işleyen bir şehirdir.

Başka bir şehirde yaşayacak olsam, şu sıralar Los Angeles’i çok beğeniyorum. Sadece şehir olarak değil, bir yaşam deneyimi olarak.

Eindhoven’deki yaşamım İspanya’ya göre çok farklıydı. Soğuk ve farklı kültürü olan bir şehir. Porto, Eindhoven’e göre Valensiya’ya daha benzer bir şehir ancak Akdeniz’den farklı olarak bir Atlantik etkisi var.

CZ: Şu anda ofisinizin karşılaştığı zorluklar ve önünüze gelen fırsatlar nelerdir?

FS: Büyüdüğümüz için yeni bir ofise taşınmak ve ana ekibimizi değiştirmek zorundayız. Ufak bir ofisimiz var ve sonsuza kadar burada kalmak isteriz ancak bu olanaksız. Şu anki ofisimizde her şeyin avucumuzun içinde gibi olduğunu hissediyoruz.

Tags: ,

Comments are closed.

porn porno şişli masaj salonu rokettube porno eskişehir escort malatya escort konya escort