MENU


EN

SÖYLEŞİ

Share

Özellikle Asya’daki çalışmalarınızı nasıl tanımlıyorsunuz, bu yolculuk nasıl başladı?

Tasarım okulunu bitirdikten bir süre sonra Japonya’da çalışmaya başladım. Şanslıydım, çünkü bir Japon firması bana arka çıkmıştı o yıllarda. O zamanlardan beri Asya her zaman damarlarımdaki kan gibi oldu. 2012 yılında Londra’dayken birkaç telefon aldım Çin’deki bazı markalardan. Ben biraz tabanlarının altı kaşınan biriyim zaten; sonrasında da Asya’da bir ofis kurma fikri de gecikmemiş oldu böylece. Bütün süreç o kadar doğallıkla gelişti ki, bunun kaderimin bir parçası olduğunu düşünmeye başladım. Tasarım fikirlerim genelde bulunduğum çevrenin etkileriyle şekilleniyor ve sonrasında açığa çıkıyor. Yani, anlayacağınız, aslında 10 yıldır benimle birlikte çalışan çok iyi bir ekibim var ve bu bana yeni girişimler için çok destek oldu!

Teknoloji ve tasarım…Bu iki kelime birlikte çok anılır oldu. Gerçekten de derinlemesine tartışıldığını düşünüyor musunuz konunun?

Bence bu gerçekten iyi bir nokta değinilmesi gereken. Çünkü, insanların %90’ının tasarımı dekorasyonla karıştırmaları beni gerçekten çok üzüyor. Aslında tasarım, nesnenin teknoloji ile dönüşmüş halidir ve bu söylediğimi göre pek az tasarımcı var dünyada. Elbette, Castiglioni zamanından beri dünyanın çok değiştiğini kabul ediyorum ama endüstriyel başarının ekonomik anlamı ve mücadele kurgusu değişmedi. Ticari fuarlar düşük teknolojili ürünleri o kadar çok sunuyor ki, artık bu durum pazarı fazlasıyla kızıştırıyor. Ben de böyle firmalar için çalışabilirdim ama sanırım burada tam olarak söylemem gereken ‘Az çoktur.’ oluyor.

Tasarım için mükemmel kombinasyonu nasıl buluruz? İşlev, malzeme, estetik, satın alınabilir, ergonomik. Bu tanımlara başka eklemek isteyeceğiniz var mı?

Bence bütün bunlar ticari tasarım ürünleri için olmazsa olmaz değerler, ama eğer malzemeyi keşfediyorsanız bunu deneyime daha açık olabilen bir tasarım, sanat pazarı içerisinde değerlendirmeliyiz.

Sanat ve tasarım arasındaki bağ peki? 

Bence sanatın kendisi zaten sanki yüksek bir sanat eseriymiş gibi algılanıyor. Çünkü entelektüel kavramların tartışmaya açık olması, işlevsel nesnenin olmaması ve bir değer problemi taşıyor. Ben eskiden Londra’da yaşarken bu iki kavram arasına bu kadar keskin bir ayrım koyamazdık; diğer her şeyden farklı bir şey yaratırdık ve bununla idame etmeyi bilirdik. Ama şimdi bu rafine bir pazara dönüştü. İlişkileri seviyorum aslında. Bu bize daha deneyimlenebilir ve dışavurulabilir bir platform oluşturmak için bir olanak da sağlıyor, ki bu harika bir şey!

 

 

Tags: , , , ,

Comments are closed.