MENU


EN

SÖYLEŞİ

Nergiz Arifoğlu

Share

Nergiz ArifoğluMN:        Yıldız Mimarlık’tan mezunsun. Aydınlatmaya ilgin nereden geliyor?

NA:         Mimarlığı kazandığımda aydınlatma ile ilgileneceğimi bilmiyordum tabii. Yıldız Üniversitesi 3. ve 4. sınıflarında aydınlatma dersleri veriyor. Aynı zamanda seçmeli olarak ‘Kent Aydınlatması’, ‘Gün Işığı’, ‘Renk’ gibi ders konuları da var. Lisansta aydınlatmayla karşılaştım ve çok sevdim. Daha sonra yüksek lisansı, Yapı Fiziği Ana Bilim Dalı Aydınlatma Kürsüsü’nde yaptım.

MN:        Şazi Sirel’e yetişebildin mi? 1976 yılında Maçka Sanat Galerisi tavanı için icat ettiği aydınlatma ile tanıdım ben onu. Akkor lambalarla floresanları karıştırarak, özel kumaşlı bir gergi sistemi tasarlamıştı. Ara sıra galeriye geldiğinde görürdüm.

NA:         Şazi Bey’e yetişemedim. Şazi Bey ülkemizde aydınlatma konusunda terminolojiyi oluşturan önemli bir kişidir. Şazi Bey, aydınlatma konusuna hayatını vakfetmiş akademisyenlerdendir ve ATMK’nın da kurucularındandır.

MN:        Sizin ustanız o halde…Peki Müjgan Hanım?

NA:         Birçok değerli akademisyen ve emektarlar var aydınlatma sektörüne hizmet vermiş. Bir kısmı ile birlikte çalışma fırsatına sahip olabildiğimiz için biz de bu konuda üretiyoruz. Evet, Müjgan Hanım’a yetişebildim tabii…

MN:        Daha sonra ne yaptın? Niye akademik bir kariyer hedeflemedin?

NA:         Yüksek lisansı YTÜ Yapı Fiziği  Programı’nda yapmaya karar verdim. Daha da önemli olan teori ile pratiği buluşturabilmekti. Sadece teorik çalışmalarla kalmamak için yerli ve üretim yapan bir firmada, İkizler’de işe başladım. Bu karar, okuldaki bilgiyi piyasayla birleştirmemi sağlayan bir payanda oldu. O dönem ışık kaynakları ve üretim imkanları daha sınırlıydı, bazı teknolojilere ulaşabilmek fiyatları açısından her proje için pekte mümkün olmuyordu. Aydınlatma tasarımının ticaretten ayrılabildiği bir dönem değildi ülkemiz için. İkizler Aydınlatma benim için bu anlamda temel bir başlangıç oldu doğrusu. Pratikle teori bir aradaydı. İlk başladığımda firmanın katalogunun hazırlanması işi bana verilmişti, başta inanılmaz sıkıcı gelmişti. Ama sonra katolog bittiğinde bütün ürünleri, ışık kaynaklarını iyi bilen bir mimardım.

MN:        İnsanın okulun dışında da hocaları vardır. Mesela ben, kendime bir usta seçersem Le Courbusier’in Ronchamp kilisesi ışığı içeri alma biçimiyle bize yol göstermiştir derim ve herkese iyi şeyler yapma konusunda cesaret vermiştir. Bunun gibi size de esin veren bir usta var mıdır veya sizi bu anlamda etkileyen mimari yapılar?

NA:         Özellikle beni en çok etkileyen yapılar sanırım gün ışığıyla entegre olmuş yapılar. Tadao Ando’nun Osaka’da bulunan “Işığın Kilisesi” yapıtındaki ışığın konumu, yapısal ve temaya simge olacak bir element olarak çok iyi kullanılması ve yapıyı bulunduğu zamanın dışına taşıyan bir şaheser olarak beni her daim etkilemiştir. Tasarıma yüklediği anlam açısından dolaysız ve zamansız bir mimari yaklaşımdır gün ışığı konusu. Onun dışında, yapıya eklenen her yapay ışık, aydınlatma tasarımcısının o konuya ait farklı tecrübesi ve yorumlarıdır. Gün ışığıyla bütünleşik tasarlanmış yapılarda binaların yorumu ise en baştan beri hamurunu oluşturan sadece onu düşünen, hayal eden, tasarlayan beyine ait.

MN:        Tecrübelerinizi sıralayacak olursak…

NA:         İkizler’den sonra Total Aydınlatma’nın proje bölümünde yedi yıl çalıştım. Total Aydınlatma bir çok birinci sınıf markanın mümessilliğini yapan bir firmadır.

MN:        Sanırım o dönem firmaların içinde yapılıyordu aydınlatma projeleri…

NA:         Ürün satışı için verilen hizmetlerdi aslında aydınlatma projesi denilen. Günümüzde de firmalar kendi ürünlerinin satışı için bu tür destek hizmetleri vermekteler. 90’larda Türkiye’de mimari aydınlatma tasarımı yapan bir firma yoktu. Keşke olsaydı.

MN:        Siz, ilk bağımsız mimari aydınlatma tasarımı ofisini  kurdunuz, değil mi?

NA:         Evet, Türkiye’deki ilk ofis.

MN:        Batı da mı gördünüz örneklerini?

NA:         1999’dan sonra Total Aydınlatma’da proje bölümünün başında o dönemlerin çok değerli projelerini  tasarlama ve yürütme görevinde idim. Bu sıralarda yabancı tasarımcıların gelip Türkiye’de iş yaptıklarını ve projelerini uzaktan takip ediyordum. Bu gruplar herhangi bir markaya bağlı kalmadan, üretici yada satıcı kimliğinden farklı bir konumdaydılar. Olması gereken hayal ettiğim hep böyle bir şeydi, çünkü tasarım özgürlüktü. Türkiye’de bağımsız bir tasarım ofisi açma düşüncesi piyasanın genel durumu nedeni ile bir süre olgunlaşmayı bekledi ve artık 2006 yılında marka bağımsız bir tasarımcı olarak çalışmaya başladım. Bir işin bayrağını açtıysanız ekibinizi ve geliştirebileceğiniz insan kaynağını da planlamanız gerekli. Gerçi hala şu anda bile dünyada genç bir meslek, tanıtıp geliştirmeye, çoğalmaya çalışıyoruz. Bu anlamda biz kendi adımıza ülkemizdeki birçok kurum ve kuruluşla etkinlikler yapmaya, çalıştaylara katılmaya özen gösteriyoruz. Öğrencilerin yanı sıra mimarlara ve işverenlere de mimari aydınlatma tasarımını ve tasarımcısını anlatmaya çalışıyoruz.

MN:        Mimari kendi iklimini bulamamışken, onu takip eden aydınlatma tasarımı da acı çekiyor mu ?

NA:         Çekmez olur mu? Müteahhit mantığının temel alındığı bir ülke geçmişimizde mimarların ardı sıra, içmimarlar, peyzaj mimarları kendilerine yeni yeni yer edinmişken şimdi projelerde aydınlatma tasarımcıları olarak kendimizi anlatıyoruz. Güzel şeyler bunlar… Bizler mimari aydınlatma tasarımcısı olarak mimarla beraber eş zamanlı çalışıyoruz. Tasarımı bir hamur olarak düşünürsek o hamurun bir kısmını yoğuran, içine bir takım baharatlar katan ve bittiğinde ruhunu veren bir parçasıyız tasarım ekibinin. Bu anlamda zaman zaman mimari detaylara müdahil olup biçimlenişi birlikte de oluşturabiliyoruz. Aydınlatma mimarinin bir parçası olmakla birlikte, teknik bir altyapı da gerektiriyor. Bu anlamda satın almasını ya da uygulamasını yapacak teknik ekiplerle de birlikte çalışmak zaruri. Tasarıma sahip çıkabilmek adına kaygılarımızı onlara hatta en başta işverene de anlatmak durumundayız. Çünkü ışığı hayal edenin hayalinin peşinden ışığı görene kadar koşması gerekiyor. Yoksa “biz bunu satın aldık” gibi bir cümleyle başbaşa ve size ait hissetmediğiniz bir tasarımın ortasında buluveriyorsunuz kendinizi. Işık tuhaf bir eleman; hem görünüyor, hem gösteriyor hem de yok ediyor.

MN:        Sizin tarif ettiğiniz şey estetikle ilgili. Bir tasarımda estetik mi, yoksa teknik kaygılar mı ön plandadır? Başlangıç fikri nedir?

NA:         Işığa dair söz alırken salt estetik değil, çok fazla parametreyi göz önünde tutmamız gerekli. Tasarladığımız detay görüntüyü ve algılanışı bambaşka bir çizgiye götürebiliyor. Kullanıcı başka bir şey düşünmeye, hayal etmeye ve hissetmeye başlıyor. Bu yüzden bunu alalım buradan şuraya koyalım dediğimizde arka planda çok farklı kaygılar da duymaya başlıyoruz. Çünkü her şey bittikten sonra, “burada hoşlandığım ya da rahatsızlık veren bir şey var!” diye tarif edilemeyen şey nedir? Bir koku ya da renk midir? Işık tüm bunların arka perdesinde yer alır. Hedeflediğimiz de bu.

MN:        Müşterileriniz kim? Mimarlar mı? Yapımcılar mı? Yoksa mimara sipariş veren şahıslar mı?

NA:         Aydınlatma tasarımcılarına işi veren büyük oranda yatırımcıdır. Yapılmış referanslar ya da birlikte çalışmayı seven ekipler de önermiş olabilir. Neticede birbirinin dilinden anlayan ekipler daha kolay iş geliştirebilmektedir. Aslında biraz bizim bu ekiplere ne fayda sağladığımızdan bahsetsek iyi anlatılabilir sanırım.

MN:        Mimari aydınlatma tasarımcısı ile çalışmak yatırımcıya ve mimarlara ne sağlıyor?

NA:         Yapıların hayata geçirilmesi sürecinde birçok kalemde olduğu gibi, aydınlatma kalemi için de zaten bir bütçe harcanacaksa, neden bu doğru bir proje ile olmasın diye düşünüyoruz. Neden sonradan bazı detaylar değiştirilmek zorunda kalınsın. Bunu önceden gören yatırımcılar bizlerle çalışmayı talep ediyor. Böylece hem yatırım anında, hem kullanım anında boşa harcanacak paraların önüne geçilmiş oluyor. Projenin en başından itibaren mesleği sadece bu iş     olan profesyoneller ile çalışmayı tercih edenler; zaman, para, tüketim, yatırım, geri dönüşüm, işletim her anlamda sayısız fayda sağlamayı peşinen satın almış demektir aslında. Mimari anlamdaki yapı kimliğine ve marka imajına katkıları ise paha biçilemez değerde oluyor. Aydınlatma tasarımcısıyla çalışmak diğer ekipleri de rahatlatıyor. En başta mimar; özenerek tasarladığı projesinin ışık ile ilgili kısmını aynı dili konuşan profesyonellere emanet edebiliyor. Çünkü o atmosferi tasarlayan birileri var ve bu uzmanlar şehir ölçeğinden insan ölçeğine kadar tüm detayları inceleyerek en ideal çözüm alternatiflerini sunuyor. Elektrik mühendisleri de rahat çünkü ellerine mimar ile konuşulmuş hazır proje geliyor. Satın alma birimi ne alacağının tüm detaylarına hâkim. Uygulamacı da aynı şekilde. Tüm detayları teslim aldığı ve karşısında sorularının cevabını alabileceği birileri var. Böylece herkes sadece işini yapmaya başlıyor. En önemlisi yatırımcının da bütçesinde şaşma olmaması.

MN:        Benim meslek hayatına atıldığım 90’lı yıllarda aydınlatma tasarımı yapan firmalar yoktu. Dolayısıyla aydınlatma tasarımı çok yeni bir kavram. İşverende bilinç ne kadar oluştu? Bugün küçük bir araştırmayla ondan fazla aydınlatma projesi çizen firma görüyoruz. Bir de Aydınlatma Türk Milli Komitesi ( ATMK) var. Siz neresinde duruyorsunuz?

NA:         Mimari Aydınlatma Tasarımcısı sayısının artıyor olması sevindirici. Biz bunu uzun süredir ektiklerimiz mahsulü olarak görüyoruz. Gün geçtikçe yapılan işler ve tecrübeler de artacak. Tek nüans marka bağımsız yapılan Mimari Aydınlatma Tasarımı olmalı. Birçok satıcı firma kendilerine ayrı aydınlatma tasarım ofisleri kurarak ya da çok düşük bir bedel karşılığında proje çizerek ileride potansiyel bir satışı takip etmek yolunu seçebiliyor. Aydınlatma bilgileri ve tecrübeleri görece, bağımsızlık konusu ise dünya üzerinde bile her anlamda bu kadar tartışmalıyken bu durumlar ile karşılaşacak işverenlerin tercihlerinde daha hassas davranmaları gerektiği aşikardır. Zordur da aynı zamanda. İşveren açısından daha ucuza hizmet alma fırsatı olarak görülen durumlar, sonrası için daha pahalıya mal olan detaylara dönüşebilmekte ya da yarım kalan proje paydaşlıklarına…ATMK’ye gelirsek, aslında üniversite kökenli ve akademik kadronun kurduğu bir dernek. Son yıllarda sektör profesyonellerine yer verilse de yönetimin büyük kısmını akademik kadrolar oluşturmakta. Neler yapıyor komite? 1995 yılından itibaren ATMK, ülkemiz aydınlatma sektöründe yer alan akademisyenleri, üreticileri, tasarımcıları ve uygulamacıları bir araya getirme görevini üstlenmiş durumda. Akademik açıdan çok aktif. Bu yıl ben de yönetime katıldım.

MN:        LED’ler ve diğerleri…. Aydınlatma teknolojisi ikiye mi ayrıldı? Teknoloji nereye doğru gidiyor?

NA:         Aslında uçsuz bucaksız bir kapı açıldı önümüze. Çok farklı bir malzeme ile karşı karşıyayız. Hem tasarımcılar hem de üreticiler için yeni bir ışık kaynağı. Tasarımların boyutları farklılaşıyor. Hakim olunması gereken bir teknoloji ve gelişme aşamasında. Hatta buna bağlı başka mesleklerin de oluşması yakındır. Düşünün ki bundan yirmi yıl önce elektronik aletlerin kırmızı-yeşil sinyal ışığı şimdi dünyamızı aydınlatıyor, büyüleyici…

MN:        LED’e doymadık henüz diyorsunuz…

NA:         Doymuş olduğumuz kısımları var tabi, hem de çok hızlı oldu bu. Kullanım alanlarına getirilmemiş olan sınır tam bir çöplük yarattı. Diğer yandan reklam panoları ve bildirişim levhaları da bıkkınlık veriyor, kontrolsüz işler ve renk cümbüşü içinde kayan ışıklar… LED kavramı aslında mimari aydınlatma içinde yeni yeni oturuyor. Uzun ömürlü olması, enerji verimliliğinin yüksek olması ve renk alternatifleri oldukça cazip.

MN:        Çevreci projeler de üretiyorsunuz yani?

NA:         LED enerji verimliliği anlamında bizi rahatlatıyor diyebiliriz. Dünyada olduğu gibi şimdi ülkemizde de yeşil bina projeleri gittikçe artış gösteriyor. Yapılacak binalar LEED, BREEAM v.b. gibi sertifikasyon sistemleri ile derecelendirilip yüksek kalitede işler hedefleniyor. Bu tip profesyonel projeler içerisinde, bizler de bu sistemin bir parçası ve ekibin oyuncusu olarak yerimizi alıyoruz. Mimariyi anlayıp konseptin bu kriterlerde geliştirilmesi ve detaylandırması çok kolay bir iş değil, uzun soluklu bir çalışma var ve parametreler oldukça fazla.

MN:        Görüyorum ki aydınlatma tasarımı tüm projelerde artık bir gereklilik olmaya başlamış durumda.

NA:         Evet, teknolojinin ve yapılaşmanın hızla gelişmesi ile artık gerekli olma durumu şarta dönüşüyor. Bizim espriyle karışık söylediğimiz bir söz var, “Aydınlatma tasarımı lüks değildir.” Şanslıyız ki projesine değer veren mimarlar kurgulanmış ışığın büyüsünün farkındalar, bu da bizi mutlu ediyor.

  • Nergiz Arifoğlu
  • Nergiz Arifoğlu
  • Nergiz Arifoğlu
  • Nergiz Arifoğlu
  • Nergiz Arifoğlu
  • Nergiz Arifoğlu
  • Nergiz Arifoğlu
  • Nergiz Arifoğlu
  • Nergiz Arifoğlu
  • Nergiz Arifoğlu
  • Nergiz Arifoğlu
MN*: Mahmut Nüvit

İlgili Yazılar

Tags: , , , , , , , ,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

porn porno şişli masaj salonu rokettube porno eskişehir escort malatya escort konya escort