MENU


EN

HABER

Şehri Anlamak ve Form

Share

Viktor Yüksel

Zamanın içinde ve kendi akışında yaşadığımız değişimler mi dönüşüm ?

Dönüşmek aynı zamanda gelişmenin parçası mıdır ?

Peki dönüşürken gerilenir mi ?

 

Dönüşüm – Transformasyon

Dönüşüm, sözlük anlamına baktığımızda aslında ilk biyolojide karşımıza çıkıyor; Hücrenin belirli etkenlerle farklı bir tür hücreye dönüşmesi gibi. Sanatsal olarak baktığımızda ise, transformasyon; bir şeyin biçimini veya şeklini değiştirmek olarak geçiyor. Yıllardır tartışılan, üzerinde çalışmalar yapılan transformasyon aslında sorgulama üzerine kurulu bir asal kavram. Günümüzde sorgulamadan ve araştırmadan yapılan bir çok data, çalışma ve içeriğin ileriye veya gelişime dönük bir faydası olmayacağı hala tartışılmakta. Dönüşüyoruz, transformasyon geçiriyoruz. Bu yalnızca biyolojik bir durum değil. Transformasyonu yalnızca sanatı icra ederken ele almak da değil. Aynı zamanda bir kitabı okurken ondan etkilenen düşüncelerimizle de bu eylemin bir parçası oluyoruz. Bazen etkilendiğimiz bir olay, bir insan, bir kitap, bir film düşüncelerimizi de değiştiriyor. Yani görünenin ardında, aslında görülmeyen bir değişim de yaşıyoruz, ruhlarımızın karakterlerinizin transformasyonunu yaşıyoruz. Dönüşüm bu kadar mikrolaşmışken, yaşadığımız çevrenin değişimi kültürümüze de yansıyor. Günlük alışkanlıklarımızı etkiliyor. Demografik dönüşümler yaşıyoruz bazı sınırlarımızı kaldırırken. Burada, belki de farkına varıyoruz yaşadığımız değişimlerin sonucunda tecrübe ettiğimiz oluşumun işte bu dönüşüm olduğunu. Bu durum gelişmeye yönelik olmalı elbette, ama dönüşüm eskiye veya geriye doğru da olabiliyor. Bunu negatif veya pozitif algılamak kişiye, tecrübeye ve sonuca göre mutlaka değişebilir. Etkilendiğimiz dinamikler bizi eski alışkanlıkların veya akımların etkisiyle melezleme bir post kavramın ortasına da bırakabiliyor. Transformasyon, bazen köklü bazen özlü oluyor. Bazen transformasyon değişim-dönüşüm kelimelerinin birbirine yakınlığı kadar kafa karıştırıcı olabiliyor. Formu transfer ediyoruz farklı bir forma. İster maddesel, ister görsel veya algısal ya da davranış bilişsel olarak. Yaşadığımız evren, hem mevsimsel, hem fiziki ve coğrafi değişimlere uğruyor. Yaşam alanlarımız daha fonksiyonel, daha çağdaş ortamlara dönüşüyor. Bu değişim-dönüşüm sarmalında yabancı bir kelime gibi gelse de kentsel dönüşüm aslında bizim içimizle dışımızla bir o kadar ilişkili, hayatımızın merkezinde bir dönüşüm asal kavramı. Yaşam alanlarımızı, evlerimizi, semtlerimizi, şehirlerimizi kentsel dönüşüm projelerine teslim ediyoruz. Daha iyi, üretken, daha güvenli ortamlara geleceğimizi emanet etmek amacıyla.

Kentsel Dönüşüm

Kentsel Dönüşüm/Kentsel Yenileme, evrensel anlamda kentin yüksek yoğunluğa sahip olan bölümlerinin yeniden geliştirilmesi üzerine odaklanılarak inşa edilen yenileme projelerinin tümüne deniyor. Projeler altyapısal çalışmaları da kapsamına alıyor. Kentsel dönüşüm, kentsel yenileme diyoruz ve bunun üzerine yazılmış bir çok kitap okuyoruz, derse katılıyoruz. Akademik data ve edebiyat ile bilgi dağarcığımızı genişletiyoruz. Projeler üzerinde kapsamlı çalışmalar, deneyler, maketler, modellemeler, senaryolar üretiyoruz ve en fonksiyonlu, en çağdaş çizgiler ile yolumuza devam ediyoruz veya etmeye çalışıyoruz. Aslına bakarsanız, bütün, sandığımız kadar teknik, ve içerik ise akademik değil. Sanattaki çıkarıma ‘deductive’ ve ‘instuitional’ çalışma şekli gibi biraz da. Algılarla sandığımızdan daha duygusal, içsel ve biraz daha tarihsel. Şehri anlamaktan bahsediyorum. Peki bir şehri nasıl anlayabiliyoruz? Bu bir insanı anlamak gibi bir dinamiğe mi sahip? Bir şehri anlamak, onun tarihini bilmekle, kuruluşundan itibaren geçirdiği değişimleri ve o şehirde yaşayanların yıllardır süre gelen alışkanlıklarını gözlemlemekle başlıyor. Her şehrin kendisine ait gelenekleri var. Hatta her şehrin kendi içinde, kentin o bölgesine ait gelenek görenek ve alışkanlıklar mevcut. Bu gelenekler kültürün içinden geçerken sentezlenerek yapılaşırlar ve bir yaşam kültürü olarak karşımıza çıkarlar. Bu öyle bir yaşam kültürü ki; estetik algılar ile bağlamı olan bir yapılaşmaya taşır yaşam alanlarını. Meydanlar, yollar, konutlar, pazarlar, dini yapılar, kültürel yapılar, kütüphaneler, okullar, tiyatrolar tüm bu kapsamalar çerçevesinde, belli bir plana göre düzenlenir ve yaşam alışkanlıkları ile şekillenen şehrin sahasına yerleştirilirler. Oluşumların tarzları ve formları şehrin ait olduğu alt ve üst kültürün de etkisiyle, en yakın olduğu tarza ve estetik yapıya bürünür temelinde. Sonrasında yaşanılan gelişmeler, değişen ihtiyaçlar, güncel akımlar bu yapılaşmayı kendi içinde farklı bir akışkanlık ile plana oturtur. Kurallar ve yasalar bu şehir düzenlemelerinin standartları altında kalmaması için belli şartları getirmiştir. Mimarlar, mühendisler ve belli dönemde gerçekleştirilen mimari bienaller hem bu şehir ve yaşam alışkanlıklarını, hem de mevcut tarzlar ve gelişen, yenilenen tarzlar ile birlikteliği sağlam ve doğru temeller üzerine kurulmasına fayda sağlamaya çalışmıştır. Günümüzde ‘urban design’ dediğimiz kentsel tasarım alanı, büyük bir dominantlıkla şehirlerin oluşumunda söz sahibi olmaktadır. Kentsel gelişim ve değişimler dünya savaşları sonrasında akut bir şekilde başlamıştır. Kent tasarımcıları, uygulayıcıları ve akademikler bu şekilde oluşmaya başlar. En doğru yöntem öncelikle doğru bilgiye ulaşmaktır aslında. Her konuda olduğu gibi elbette. Benim sanatta ve tasarımda felsefe çalışmaları ve araştırmaları yaptığım dönemde karşıma çıkan Stephen Gould’un da belirttiği gibi bilgi üç ihtisasa ayrılır; teknik bilgi, değerlerin bilgisi, sanat bilgisi.

Şehir tasarımı bu üç domain (alan/bilgi alanı) üzerine artık oturtulmaya çalışılıyor. Gerçi günümüzde doğa bilimleri de bu domainlere (bilgi alanına) eklendi ve gittikçe daha çok talep görüyor. Çünkü nihayet doğa şartlarının veya doğa ile ne kadar dost olmamız gerektiğinin farkına varıldı. Değerlerin bilgisi önemli. Derinden insan tecrübesi, şehirdeki insanların idealleri, algıları, gelenek ve görenekleri, kavrama yetileri, hatıraları, şehirlerinin geçmişi yani tarihiyle bağları, topluma duydukları bağ. Bu değerler üzerinden ilerlendiği zaman hümanist gelenek tasarımda var oluyor. Sonrasında, sırada sanatın bilgisi ‘domain of art’ geliyor. Sanat; insanların, halkların duygusal ve ruhsal boyutunu disipline ediyor, belleğe katıyor, onları eğitiyor. Çünkü, sanat günlük yaşama anlam katıyor. Şehirler bir sanat formu değil belki, ama şehir tasarımı şehirleri yaratma sanatını barındırıyor ve bu gündelik hayat tecrübesini yükseltiyor. Kentsel dönüşüm demografik trendlerin, çevresel krizlerin, sosyal sağlık sorunlarının da incelenebildiği bir fırsat sunuyor. Şehrin geçmiş hafızasındaki bu detaylarla geçmişten ders almak ve belli bir kararlılıkla kentsel dönüşümde ilerlemek gerekiyor. Çünkü, şehirlerin ihtiyaçları ve nüfusları da artıyor ve artan nüfusun ihtiyaçları şehrin kaynaklarını azaltıyor. Kentsel dönüşüm, hem bu azalan kaynakların yerinin yeniden doldurulmasını, hem de mevcut eksiklikleri ve alt yapısal sorunların bir kez daha ele alınarak düzenlenmesi için fırsat sağlıyor. Aslında, sosyal uyumluluklar ve birliktelikle büyüyen hemşeriler doğru bölgesel yerleştirme ile de oluşuyor. Thomas Sieverts’ın ‘Şehirlersiz Şehirler’ kitabında; şehir tasarımcılarını pozisyonlarını tekrar gözden geçirmeleri için çağrıda bulunuyor. Geleneksel kent formunu ve yeterli kapasiteye sahip yaşanabilir yeni kentlerin formlarını sorgulayın, diyor. Bunu yapmasının amacı; parçalara ayrılmış boş arazilerin ve ekilmemiş toprakların şehirler olarak yaratıcı çözümlerle yeniden şehirlere dönüşmesini vurguluyor. Aslında, bunun gibi bir çok farklı bakış açıları ve yönlendirmeler mevcut. Kentsel dönüşüm bazen terk edilmiş bölgelerin değerlendirilmesi, bazen mevcutta yaşanılan ancak yaşam şartı standartlarının çok altında ve insan yaşamını tehdit eden durumları da kapsıyor. Bu, alanların yeniden yapılandırılması veya geliştirilmesi olarak karşımıza çıkıyor. Kentsel dönüşümde de yine aslında tasarım pratiğinden farklı bir süreç ve dinamik yok. Yani karşılaştırmak, gözlemlemek, ölçmek biçmek, dönüştürmek, biçimini belirlemek, tanımlamak, sınırını belirlemek, modellemek, biçimlendirmek, ve yorumlamak var. Şehirleri şekillendirmek için sahil şeritleri, göl kenarları, nehirler, tepeler, dağ sırtları ana sebeplerdir, yani şehirler genelde bulundukları doğa şartlarının formlarından da etkilenerek şekillenirler. Kültürel yaşam ve ticari alışkanlıklar bile bu şartların dinamikleri ile gelişir.

Dönüşüm Aktörü; Modernizm

Buenos Aires’in Puerto Madero’su, Rio de Jenerio’nun Porto Maravilha’sı, Birleşik Krallık’ın Castleford’u, Cape Town’un District 6’sı gibi bir çok projede gözümüze çarpan çağdaş bir özellik var; Modernizm. Geçmişi ve bugünü sorgularken elbette modernizmi de sorguluyor insan ister istemez. Doğayla dost ekolojik sistemler ve çağdaş yöntemler modernizmin kendisi değil ama uzantısı belki. Modernizmin topluma sağladığı faydaları, avantajları ve dezavantajları sorgulamak gerekiyor. Madem bir şehri oluştururken onun geçmişini ruhunu alışkanlıklarını göz önünde bulunduruyoruz, o zaman bulunduralım. Mevcut yapılaşmalarda modern denilen yapı gruplarını çok farklı algılıyorum mesela; komünist rejim düzeni lojman ve yapı bloklarının yalnızca malzeme teknolojilerinin modernleştiği kentsel dönüşüm versiyonlarını görüyorum. Kapitalist komünistlerdir belki de bu düzeni kurmaya çalışanlar. Böyle bir terim var mı, onu hiç bilmiyorum. Modern mimari, toplum için en iyisini tasarlamak ve düşünmek üzerine odaklanmış bireyden önce. Solcu bir yaklaşımla özdeştir modernizm. Bu yaklaşım doğaya karşı bir mücadeleyi kapsamış yıllarca, sosyal ve kültürel bir varlık olan, insanı kendi gerçek çevresinden uzaklaştırmıştır. Neyse ki, bu durum değişmekte. Gerçek entelektüeller için insanoğlu evrenin bir parçası. Ona karşı değil, doğanın kendisi ve onunla beraber. Mimarlar da nihayet ekolojik dengelere ve sürekliliğe doğru tasarımlarında önemli bir yön vermeye başladılar. Sonuca odaklı ilerlersek eğer, amaç doğanın bir parçası olduğumuzu unutmamak ve onunla uyumlu bir şekilde nesilleri eğitmek, yaşam kültürünü aşılamak. Yapılaşmada da süreklilik, hümanistlik, gelecekçilik ama gelenekçilik. Geçmişin köklerini gelenekçi yorumlayabilmek. Zamansız veya bir diğer söyleyiş ile; aynı zamanda her zamana ait olabilmek. Bilmek, hissetmek, gelenek ve görenekleri unutmamak. Verdiğim örneklerde de gördüğümüz sonuç modern şehirler, neden sonuç odaklı çözümler. Ama geçmişin izlerini görmek çok zor. Kendimizin de parçası olduğu toplumun hafızasını iyi çalışamamak. Şehrin hafızasını anlamak, şehri, toplumu anlamak ve hissetmekten geçiyor gibi görünüyor. Mimari yapılaşmanın ve kentsel dönüşümün günümüzde, kendi ülkemizde de daha çok toplu konutlara dönüştüğü, bunun modernizm olarak algılatılmaya çalışıldığı, ancak banliyö kültürü gibi yapılaşmanın dışlanmışlık taşıyan bir algı formu oluşturuyor bana göre. Şehrin hafızası olduğu gibi, kentsel dönüşümün de hafızası var elbet. Bir gün, özensiz geçmiş gün ve yarının yaşam kültürünü göz önüne almadan gelişi güzel oluşturulan siteler, yaşam alanları, kültürel ve dini merkezler gün gelir canımızı daha da acıtarak karşımıza çıkabilir. Bunu unutmamakta da fayda var.

-Ørestad, Kopenhag’ın Amager Adası’nda gelişmekte olan bir bölge. Yeniden kurulan bir şehir. Dünyaca ünlü Jean Nouvel, Daniel Libeskind gibi mimarların da projelerinin yer aldığı bölge, modernist yapısıyla eleştirilmekte ve başarısız bir proje olarak hala tartışılıyor.

-Paseo Nuovo Milan projesi, finansman ve tasarım olarak 3 farklı alanda toplam 290,000 m2 ve Garibaldi Metro İstasyonu’nu ve çevresini de kapsayan bir alana yayılıyor. Bölge, II. Dünya Savaşı’ndan kalan bombalanmış binaların yer aldığı Milano’nun sanat ve kültür merkezi olan Brera’nın hemen yanı başında. Projenin denetçisi Carlo Masseroli, Porta Nuoba projesinin şehir yenileme projeleri arasında katalizör görevi göreceğini iddia ediyor. Çünkü; şehrin kalbinde çalışılarak hangi noktaya erişilebileceği çok daha görülebilir, diyor. Şehirde mevcut ve geliştirilen yeni parkların, Milano’da yeşilden kopmadan bir baştan bir başa geçilebileceğini vurguluyor.

-San Leandro’nun yeniden şekillenmesi aslında çok yeni bir konsept. Proje için tasarlanan ikon ilk ‘Burning Man’ etkinliğinde sergilenmiş. –O zarif, güçlü, görkemli ve geleceğe ulaşan, cesur ve ışık dolu, huzurlu, sınırsız ve güvenli bir dünya hayal ediyor. Kent geri dönüşüm projesi olarak sanatı ve gündelik hayatı bir araya getiriyor.

-Vancouver Çin Mahallesi, turizm, keyif, gündelik hayat ve tüketim üzerine zaman içerisine yeniden ele alınmış ve alınmaya devam ediyor. Buranın geleneksel ‘Çin Mahallesi’ kültürünü yok ettiği tartışılıyor.

-Barcelona’nın kentsel dönüşüm olarak planlanarak değiştirilen ve genişletilen deniz kenarı Bosch I Alsina İskelesi çalışmalarına ilk 1987 yılında başlanmış. O zamanlar bilinen adı Moll de la Fusta. Eski iskeleye devam olarak kazandırılan bölgeye eğlence ve spor alanları eklenmiş.

-Tüm diğer örneklerin yanında Ivery Sur Seine, Paris’de Jean Renaudie’nin karma binalarının yeşil ile betonu bir araya getiren formu en hümanisti geliyor bana. Kentsel dönüşümde evrimden belki bir önce gibi düşündürüyor insanı. Bir taraftan tarih ilişiyor gözümüze, yıl 1968.

İlgili Yazılar

Tags: , , , , , , , ,

Comments are closed.

porn porno şişli masaj salonu rokettube porno eskişehir escort malatya escort konya escort