MENU


EN

SÖYLEŞİ

Share

 

  • Şule Koç
  • Şule Koç

Şule Koç ile ilgili yazılıp çizilirken ortak bir söylem var: “Çok genç yaşına rağmen çok başarılı tasarımcı.” Gerçekten de birçok başarılı projeye imza attınız dolayısıyla dikkat çekmeniz de kaçınılmazdı. Sizi bu şekilde farklılaştıran neydi? İşlerinizin alametifarikası nedir?

Aslında öyle bir arayışla başlamıyorum yaptığım işlere; ama tabii farklı bir ürün yapmaya dair eğilimim oluyor. Üründe farklılık dediğim şey ise; kullanım anlamında bir farklılık olabilir, yeni bir kavram üzerine gidiyor olabilirim ya da belki malzeme anlamında bir farklılık olabilir. Buna özen gösteriyorum, galiba bu yüzden diğerlerinden farklılaşıyor. Benim için yenilikçi bir tarafının olması çok önemli. Kendi tasarladığım ürünlerde çok zor tatmin oluyorum aslında, “Tamam, artık üretime hazırdır.” dediğim noktaya çok zor geliyorum. O süreç benim için uzun oluyor. Ayrıca çok sayıda firma ile çok ürün çıkarmaktan ziyade, daha az firma ile çalışıp nitelikli ürün tasarlamaya çalışıyorum.

Disiplinlerarası çalışmanın ürün tasarımına ne yönde ve nasıl etki ettiğini düşünüyorsunuz?

Disiplinlerarası çalışmanın çok önemli olduğunu düşünüyorum. Hatta bunu görmemek için kör olmak gerekir diye düşünüyorum. Günümüz dünyasında her şey birbiriyle bu kadar bağlanmışken ve beraber üretim bu denli yaygınlaşmışken artık alanların birbirine çarpmaması mümkün değil zaten. Dolayısıyla disiplinler arası yapılan işlerden her zaman çok daha iyi işlerin çıktığını görüyorum. Ve bunun bir sınırı yok, örneğin sanatçının kullandığı bir yöntemi ürünle birleştirebilirsiniz. Belki ürün dediğimiz şey sadece bir yazılım yoluyla gerçekleştirilebilir. Giyilebilir ya da sadece gösterilebilir bir ürün de olabilir veya hiçbir ismi cismi de olmayabilir. Artık o kadar geniş ki yapılabilecekler… Ben de kendi adıma önümüzdeki projelerde çok daha farklı alanlarda insanlarla daha çok bu şekilde çalışmak istiyorum aslında. Ama tabii bence, eski yöntemler de hala geçerliliğini koruyor; yaklaşım olarak. Konsept yaratma, hikâye oluşturma, bazı problemleri süreç içerisinde deneyerek ve gözlemleyerek çözme; bu saydıklarım hep baki kalacak gibi.

Peki, sizin tasarım süreciniz nasıl ilerliyor?

Firmalarla çalışırken mümkün olduğunca onların bir strateji doğrultusunda iş yapmaları gerektiğinin farkına varmalarını istiyorum öncelikle. Ülkemizde maalesef tasarım henüz bir meslek olarak oturmadığı ve sektörleşmediği için, firmalar tasarımcıyla ne yapacaklarını da çok bilmiyor aslında. “Hadi değişik bir şey yapsın bizim için.” ile başlıyorlar genelde. Bu tür bir başlangıçla, sürecin de zaten çok sağlıksız ilerleyeceğini bildiğim için öncelikle iyi bir brief yazılması için uğraşıyorum. Ne yapmak istediğimizin doğru anlaşılması için. Sonrasında da ne tasarlamaya başlıyorsak onu klasik tanımlarından uzaklaştırıp çözümlemeye çalışıyorum. Örneğin bir proje oturma ünitesi olarak tanımlanıp başlanmış olabilir ama ben o ürünü bir oturma birimi olarak tanımlamaktan çıkartıp nesneleştirmeye çalıştığımız bir kavram olarak düşünüyorum. Bu kavram neyin etrafında dönecek, biz aslında ne istiyoruz, neyin peşindeyiz sorularını biraz çözümlemeye çalışıyorum. Bu bahsettiğim şeylerin içine insan davranışları giriyor, mekânın gerektirdikleri, mekânın dinamikleri giriyor, zaman işin içine giriyor, etkileşim giriyor. Çıkacak olan ürünün etrafında neler dönecekse, ürün nasıl bir hayat yaşayacaksa biraz bunları öngörmeye çalışarak ortaya bir ürün çıkarmaya çalışıyorum. Dolayısıyla mümkün olduğunca tanımlarından uzaklaştırmaya, kopartmaya çalışıyorum ürünü tasarlarken. Bu tanım belki müşterinin aklında bir imge olarak bulunuyor aslında en başında; ama genelde o imge uzun süredir o işi yapmalarından da kaynaklanan bir körlüğe sebep oluyor çoğu zaman. Tasarım yaklaşımı da zaten burada devreye giriyor. O tanımı bozup yepyeni bir perspektiften bakarak yeni çözümlemeler getirmekte yatıyor tasarım, ben de bu şekilde yaklaşıyorum. Konsept yaratım sürecinde kendimi çok izole ettiğim bir dönem oluyor. Kendimi hiç kısıtlamadan, aklıma ne geliyorsa neler üzerinde, hangi kavramlar üzerinde düşünmem gerekiyorsa onlarla ilgili her şeyi önüme döküyorum; yazıyorum her şeyi. Bu sürecin sonunda müşteriye çok fazla konsept göstermiyorum; çünkü çok kafa karıştırıcı oluyor ve fazla konsept alternatifi sunmak ne yaptığınızı bilmediğiniz anlamına geliyor aslında. Genellikle en fazla üç konsept sunuyorum, hangi yolda ilerlemek istediğinizi biliyorsanız yeterli oluyor zaten. Seçenekler arasından bir tanesini seçiyoruz ve onun üzerinden ilerliyor ürün tasarımı. Tabii revizyonlarla birlikte geliştiriyoruz. Sonra da prototip aşamasına geçiyoruz. Prototipler de oldukça önemli, çizerken öngöremediğim birçok problem bu aşamada çözülüyor ve ürün çok şekil değiştirmeye başlıyor. Bir yandan da zorlu bir aşama; çünkü siz ulaşmak istediğiniz o noktadan taviz vermeden üretime hazır hale getirmeye çalışıyorsunuz ürünü. Neredeyse konsept bulma dönemi kadar yoğun bir dönem oluyor. Sürekli pazarlama, üretim ve tasarım üçgeninde fikirler ve kararlar çarpışıyor. Bundan da ürün son şeklini almaya başlıyor. Aslında bu sürtünmeden şekil alıyor ürün.

Tasarımını yaptığınız ürünlerin kullanım alanları birbirinden oldukça farklı olabiliyor, sektörler, çalıştığınız firmalar… Ama sizin tasarladığınız ürünlerin bir ortak noktası var, o sizce nedir?

Tasarımlarımda mutlaka ortak bir dilin oluştuğu söylenir; ama bilinçli olarak yaptığım bir şey değil dolayısıyla onu tarif etmek zor. Onu niyet ederek tasarım yapmıyorum aslında. Ama ürünün yalın olması önemli bir şey benim için. Kolay okunuyor olması dolayısıyla güçlü durması önemli diyebilirim. Daha önce de bahsettiğim gibi üründe bir yenilik bulana kadar hiç mutlu olmuyorum. O bahsettiğim farklılığı, yenilikçi tarafını yakalamadığım sürece de duramıyorum. Belki de insanların ürünlerde gördüğü şaşırtıcı olan nokta orada ortaya çıkıyor zaten. Tabii bu benim için çok da ağrılı bir süreç oluyor, profesyonel bakmak böyle bir şey değildir belki, bilemiyorum. Bunun da sorgulamasını zaman zaman yapıyorum kendi içimde.

Radyan’a geçiş yaparsak… Radyan Lighting Series’in oluşum süreci nasıldı? Radyan’ın aydınlatma olarak ışıkla kurduğu ilişki nasıl?

Radyan benim için bir deneme aslında daha önce hiç cam ile çalışmamıştım, camla çalışmak istedim. Işığın, ürünün hareketinde esas aktör haline gelmesini istedim. Camın bizi şaşırtan öngöremediğimiz bazı davranışları oluyor ışıkla olan ilişkisinde. “Işığa camla şekil verebilir miyim?” sorusundan ortaya çıktı proje. Işığı gözlemleme imkânım oldu; ışığın kırılması için ne kadar çok alan yaratırsanız aslında daha çok ışık yayıyor. Işığın kaynağından çıkıp camın içinden süzülmesi için belirli bir kaynaktan keskin bir şekilde ışığı verip camın üzerinde yansımasını görmek istedim. Ve bunu da tanımlı geometrik formlara hapsettim. Dolayısıyla baktığınız zaman ışığın etkisini görmekle beraber camın kendi formunu da rahatlıkla okuyabiliyorsunuz. Bununla birlikte Radyan, sadece bir aydınlatma değil. Bir ev aksesuarı gibi bir taraftan da. İlerleyen safhalarında da takılabilen, duvara asılabilen bir ürün olmasını planlıyorum.

Milano Tasarım haftasında da yer aldı, nasıl tepkiler alıyorsunuz?

Milano’da Radyan’ın prototipi sergilendi ve çok olumlu tepkiler aldı. İnsanların, ışık kaynağını görmeden ışığın etkisini görmek hoşlarına gidiyor. Bir de camın malzeme olarak da kendine has bir güzelliği var. Radyan ise camın kendisini çok iyi gösteren bir ürün. Benim için prototip aşamasında bitmemiş bir ürün olmasına rağmen beklediğimden daha iyi tepkiler aldım. Cam ve ışık insanlar için çok ilgi çekici. Genel olarak kullanıcılardan olumlu tepkiler geldi diyebilirim.

Geo ise bir seperatör, seri üretim için tasarladığınız bir ürün; dolayısıyla Radyan’a göre faklı bir süreç gelişti. Biraz Geo’dan da bahsedebilir misiniz?

Açık ofis ortamının yaygınlaşması ve tabii bilgisayarlara da geçilmesi, depolama alan ihtiyaçlarının azalması ile klasik anlamdaki dolaplı mobilyalar değişikliğe uğruyor. Açık ofislerin farklılaşan ihtiyaçları artık yeni ürünlere ihtiyaç duyulmasına neden oluyor. Geo, Bu sebeple ortaya çıkmış bir talep aslında. Diğer tüm ofis mobilyalarını tamamlayıcı bir ürün olması gerekiyordu. Herhangi bir mobilyanın bir parçası değil, fonksiyonunu kendinizin tanımladığı bir ürün. Bu bir paravan ve şeffaf bir paravan aslında. “Buraya girilmesin.” dediğiniz yerlerde kullanabilirsiniz veya mekânları ayırabilirsiniz. Psikolojik etkisi olan bir ürün aynı zamanda. Açık ofislerde hem istediğiniz etkileşimi kesmiyor hem de orda bir sistem yaratmanızı, kurallar koymanızı sağlıyor. Bölümlendirmeler yapmanızı, mekânlar yaratmanızı sağlıyor. Kendi içinde çok tanımlı, net okunabilen bir formu olsun istedim. Büyüklüğü itibari ile de hem kaybolan ama hem de kendini gösteren bir ürün oldu. Ben de bu bakımdan işlevini yerine getirdiğini düşünüyorum.

Son olarak bundan sonraki projeniz nedir?

Şu an çok heyecanla yaptığım bir proje var! Eczacıbaşı’nın mutfak markası Intema Yaşam için yaptığımız bir proje. Intema zaten önümüzdeki günlerde birçok yenilikle geliyor olacak, ben de bunun ürün tasarımı ayağında olmaktan çok mutluyum. Detaylarını çok vermeyeyim ama kısa zaman sonra sonucunu göreceğimiz bir proje üzerinde çalışıyoruz.

Tags:

Comments are closed.