MENU


EN

SÖYLEŞİ

Tamer Köşeli

Moda tasarımı ve endüstriyel tasarım disiplinlerinden gelen bir altyapın var ve grafik tasarımı yapıyorsun profesyonel olarak. Özellikle günümüzde bu tür iç içe geçmişliklerin oldukça zengin üretimler sağladığını görüyoruz. Bu disiplinlerarası hal sana ne ifade ediyor?

Eğitim sürecimde zaten moda tasarımı ve endüstriyel tasarım paralel olarak ilerledi. Tasarım disiplinleriyle ilgili bilgi ve tecrübe sahibi olmak tabii ki etkiliyor. Örneğin bir illüstrasyonda kıyafet çizdiğimde modadan edindiğim bilgileri aktarıyorum. Bu durum illüstrasyonlarımdaki karakterleri tanımama yardımcı oluyor. Böylece derinlikli detaylar ekleyebiliyorum o karakterlere. Belki de bu detayları benden başka kimse fark etmiyor ama önemli noktaların altyapısını oluşturabiliyorum bu şekilde. Endüstri ürünleri tasarımına da büyük ilgi duyuyorum. İllüstrasyonlarımda bu tür ürünleri çizerken bilgimden faydalanıyorum, tasarımını başarılı bulduğum objelerden seçimler yapıyorum. Eğitim sürecimde teknik çizim, tasarım tarihi gibi dersler almıştım. Bu tür detaylar, renk seçimleri, geometrik formlar, sürekli eskiz yapma, tasarıma girişte uzun bir araştırma süreci geçirme gibi konular için nitelikli altyapılar oluşturuyor. İllüstratif tarzım da geometrik olduğundan hedeflediklerimi yapmama yardımcı oluyor. Aklıma gelen ilk şeyi çizmiyorum. Önce bazı anahtar kelimeler belirliyorum. Sonrasında o kelimeler üzerinden bir araştırma yapıyorum. Benim için bir projede geçen sürecin yarısı araştırma demek. Çizdiğim her şeyin nedenini sorguluyorum. Neden bunu koydum? Neden bunu seçtim? Neden bu renk? Bu sorgulama en başta almış olduğum eğitime dayanıyor. Kendi yöntemimi, tarzımı oluşturmamdaki temel etmenlerden birisi bu diyebilirim.

Tamer Köşeli1

Grafik tasarıma geçiş süreci nasıl oldu?

Aslında uzun zaman önce grafitiler çiziyordum. Sonra bilgisayara bir geçiş yaptım ve flash altyapılı sistemlerle tanıştım bu dönemde. Orada kendi kendime grafikler yapıyordum. Fakat kimseyle paylaşmıyordum. Endüstriyel tasarım bölümünde ambalaj derslerimiz vardı, tasarladığımız ürünün ambalajını da düşünüyorduk. Ben hep projenin kendisinden çok grafik tasarımla ilgili detaylarına ağırlık veriyordum neredeyse. O ürünün logosu, tipografi, sunum gibi seçimler üzerine daha çok kafa yoruyordum. Sonra yaptıklarımı paylaşmaya başladım internetten. İnternetten böyle paylaşımlar yapmak aynı zamanda size arkadaşlarınızın dışında başka insanların da geri dönüş yapmasını sağlıyor. Bu aynı zaman da çok keyifli bir şey bence… Tanımadığın insanlarla aynı duyguları paylaştığını görebiliyorsun. İnternetle olan bağlantım bu geçişte çok etkili oldu.

Bugüne kadar oldukça nitelikli, prestijli ve popüler markalarla çalışma fırsatın oldu. Bu süreçler nasıl gelişti?

Öğrencilik döneminde moda-tasarım derslerinde proje olarak t-shirt üzerine illüstrasyon yapmayı seçmiştim. Yaptığım illüstrasyonların çoğu hep İstanbul’la, Türkiye’yle alakalı, batılı tarzda olan çalışmalardı. Çay bardağı, Galata Kulesi gibi figürler kullanmıştım. Sonra bu çalışmalarımı internette paylaştım. Yurt dışındaki dergiler İstanbul’la ilgili bir konu yapmak istiyorlar ve araştırma süreçlerinde internette benim yaptığım görsellere rastlıyorlar. Buna benzer bir şeyler yapabilir misin, biz de bu tarzda bir şeyler istiyoruz gibi talepler geldi. İlki Belçika merkezli Knack Weekend dergisiydi. Derginin İstanbul kapağı vardı, onunla başladı. Sonrasında Amerika merkezli Popular Mechanics geldi. Biraz da belki o dönem İstanbul fazlaca ele alınan bir konuydu yurt dışı medyasında. Bir de internette İstanbul’a ait bir şeyler arandığında, mesela Haydarpaşa Garı ya da Galata Kulesi, fotoğrafları dışında çok da fazla görsel veriye ulaşamıyorsunuz. Ben bu illüstrasyonları yaparken biraz farklı olmaya çalıştım. Tabii bahsettiğim yapıları gerçekte görmüş olmam ve deneyimlemiş olmam da çok etkili oldu diye düşünüyorum. Daha özgün bir çalışma ortaya koyabildim. Belki de bu ilgilerini çekti. Ama organik gelişen bir süreç oldu tamamen. Dönüm noktası diyebileceğim gelişme ise Monocle idi. Monocle’dan sonra gelen taleplerde bir artış oldu ve daha popüler, nitelikli markalar bana ulaşmaya başladı.

Monocle yayınının ardından neler oldu?

Monocle’in çıkaracağı bir İstanbul ekiyle ilgili benimle bağlantıya geçtiler. Gayet nitelikli bir süreç geçirdim. Sonrasında da birlikte çalışmaya devam etme konusunda talepleri oldu ve o şekilde devam ettim. Zaten Monocle çalışmayı en çok istediğim dergilerden biriydi. Hatta bu yayından sonra Türkiye’den markalar da benimle bağlantıya geçmeye başladı. Bu anlamda iyi bir bilinirlik katmış oldu bana. O zamana kadar ben bir Türk markasıyla çalışmamıştım hiç. Onu da bu sayede deneyimlemiş oldum. Gerçi süreçler oldukça farklıydı. Örneğin Monocle gibi bir dergi size iki ay önceden iyi bir brief veriyor ve kendinizle baş başa bir çalışma sürecine giriyorsunuz. Türk markalarla bu şekilde ilerlemiyor süreç. Daha sıkışık bir zaman aralığı oluyor ve beklediğim brief’i almak kolay olmuyor. Birkaç deneyimim oldu ama sonrasında yıpratıcı bir süreç geçirmeme adına yurt dışı markalara ağırlık vermeyi tercih ettim.

Nitelikli bir brief sana ne ifade ediyor?

İyi bir brief almak benim için çok önemli. Yoksa süreç çok zor başlıyor ve pek iyi devam etmeyebiliyor. ‘Kısıt’ tasarım aşamaları için önemli bir etmen bence. Aynı şekilde karşı taraf da ne istediğini iyi bir şekilde anlatmış oluyor. Böylelikle her iki tarafın da net olduğu, kimi zaman revizyona bile gerek kalmayan süreçler yaşanabiliyor. Örneğin Türkiye’den markalarla yaşadığım problemler arasında iyi bir brief alamamak da var. Çok özgür başladığını sandığın bu tür süreçlerin sonunda tamamen zıt görüşlerin karşı karşıya geldiği sonuçlar olabiliyor. Bu durum benim çalışma biçimime yansıyor istemeden de olsa.

Symbolicities’de kentleri ve kent yaşamına ilişkin öğeleri görüyoruz. Bir nevi kenti mimari nitelikli illüstrasyonlar üzerinden okuyabiliyoruz bu çalışmayla. Böyle bir projenin hazırlık sürecinden bahsedebilir misin? Bir kentin illüstrasyonunu oluşturmak o kente dair bize nasıl bir anlatım sunuyor?

Birisine İstanbul’dan baskılı bir hediye vermek istediğimde hep zorlanıyordum. Zaten ben birine hediye almaktansa kendim yapmayı tercih ediyorum genel olarak. Ben de İstanbul’la ilgili bir hediye almaktansa kendim yapabilirim diye düşündüm. Sonrasında bununla ilgili illüstrasyonlar yapmaya karar verdim hediye olarak. Tabii bir seri olmasını istediğim için de belirli bir çizgiye oturtmam gerekiyordu. Birkaç denemeden sonra uygun tarzı yakaladım. Hem cümlelerle, hem de renklerle anlatabileceğim bir tarz oluşturmak istedim. Mesela yapıların belirgin çizgileri o illüstrasyonun ana strüktürünü de oluşturabiliyor. Sonra zamanla bu çalışmaları internet ortamında paylaştım. Güzel geri dönüşler oldu ve farklı şehirlerle ilgili de böyle çalışmalar yapma fikri doğdu. İlk illüstrasyonlarda İstanbul’u anlatan çay bardağı ya da simit gibi figürler de vardı. Sonrasında farklı şehirlerle birlikte ele alınacağı için yalnızca mimari yapılara yöneldim. Çünkü mimari yapılar bulundukları kenti ifade eden semboller haline geliyor. Çay bardağı gibi figürler daha çok ülkeye ait bir kültürü yansıtıyor. Şu an her şehirden beş tane sembol yapı seçip onları işliyorum. Çalışma özelinde mimari yapıların tarihlerini araştırma süreçleri de benim için çok nitelikli geçiyor. Sürekli bir şeyler öğrendiğim süreçleri hep tercih ediyorum. Hatta dijital platformlarda bu çalışmaları paylaşırken yapılarla ilgili öğrendiğim ilginç bilgileri de ekliyorum görsellerin yanına. Daha etkileşimli olabiliyorsunuz bu şekilde.

İstanbul’un kentsel dinamikleri birçok noktada oldukça köklü kaos ortamları üzerinden de ilerleyebiliyor. Genel olarak dinamik bir işleyişi var. İstanbul’u illüstrasyonla tarif etmek bu anlamda ne ifade ediyor sana?

Farklı şehirlerde de bulunsam İstanbul’u mutlaka özlüyorum. Hatta kaotikliğini de özlüyorum. Ama kaldırımda yürürken bile insanlar birbirini umursamadan adım atabiliyorlar mesela. Böyle anları yaşıyoruz hep birlikte. Belki de İstanbul’un karışıklığı benim onun üzerinde çalışmamı sağlıyor. Örneğin sokakta yürürken iyi bir grafik görmüyorum. Sonra neden daha güzeli yok deyip kendim bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Yaşam kültürünün sembolleri ya da kentte sembol olan yapıları, yine onlardan referans alarak yeniden yorumlamak, o kent için yeni bir anlatım dili oluşturmak demek aynı zamanda.

Symbolicities’de kentsel öğeleri şekillendirirken, o öğelerin gerçekte var olan detaylarını çalışmalarına nasıl aktardın? Hiç gezip görmediğin kentler de var mı aralarında? Bu bağlamda yaklaşırsak, o kenti deneyimlemenin nasıl bir etkisi oluyor?

İstanbul’un ardından gezip gördüğüm kentler üzerine çalışmalar yaptım. Çizdiğim yapıları daha önce deneyimlemiştim. Zaten seyahat etmeyi de çok seviyorum. Bu anlamda bilgi birikimim vardı. Yapılara ait detaylara ulaşamasanız bile kendiniz yerinde öğrenebiliyorsunuz. O an hakimiyetiniz artıyor o yapıya karşı. Daha sonraki aşamalarda seriye hiç bulunmadığım kentleri de eklemeye başladım. Henüz deneyimlemediğim ama gitmek istediğim yerleri yapmaya karar verdim. O kentlerle ilgili derin araştırma süreçlerine girdim. Aynı zamanda gidince nerelere uğramam gerekiyor onu da öğrenmiş oluyordum bir yandan. Haliyle o kentlere iyi bir bilgi birikimine sahip olarak gidiyorum. Hatta araştırma sürecinde göremediğim bir detaya yapının kendisini deneyimlerken denk geldiğimde hemen not alıyorum ve proje dosyamda düzeltmeler yapıyorum daha sonrası için. Çünkü size sunulan fotoğraflardan bir yapının her köşesine hakim olamıyorsunuz. Ne kadar gösterilirse o kadarını bilme şansınız oluyor. Sonrasında fark ettiğiniz detaylarla ilgili düşünmek de ayrıca keyifli bir keşif gibi geliyor bana.

Symbolicities devam ediyor mu? Edecek mi?

İstanbul serisi bitti ama diğer şehirler devam ediyor. Aslında benim bu konuyla ilgili hepsini bir arada toplayıp, araştırma süreçlerinde edindiğim genel bilgileri de içeren, belki haritalaşabilen bir kurguya sahip olan bir kaynakta toplamak gibi fikrim de var. Kentlerin ikonları gibi…

Tags:

Comments are closed.

porn porno şişli masaj salonu rokettube porno eskişehir escort malatya escort konya escort
error: