MENU


EN

HABER

XVIII. Yüzyılda Hasbahçeler Ve Açık Mekan Kullanımının Dönüşümü

Share

Zenanname, Enderuni Fazıl, İst. Üni. Kütüphanesi, T5502, Y.78a

Pınar ERKAN*

Halil İnalcık’ın söylediği şekliyle; tıpkı Batıda olduğu gibi, Ortaçağ İslam devletlerinde de hükümdarın yaşamında çok önemli iki şey vardır; biri savaş, diğeri ise savaştan döndükten sonra hasbahçelerde günlerce süren işret meclisleri (toplu halde görüşme, eğlenme).

Hasbahçeler, özenle düzenlenmiş son derece gelişkin bir bahçe kültürü ortaya koyan mekanlardır. Yüksek saray kültürünün ve imparatorluk tören ve adabının simgelerinden biri olarak çok eski zamanlardan beri sürdürülen işret meclisi geleneğinin en seçkin mekanı; köşk, kasır ve sarayların bahçeleridir. Lale devrinde, Kağıthane ve Boğaz kıyılarındaki kasır ve sarayların bahçelerinde düzenlenen eğlenceler sanki sadece bu devre özgüymüş gibi bir yanılsamayla ünlenmişse de, Osmanlı’nın daha eski dönemlerindeki hasbahçe eğlenceleri, aşağı kalır nitelikte değildir ve gelenek olarak kadim zamanlara dayanır.

İşret meclisinin padişahın özel hayatına ait bir toplantı olduğu tüm kaynaklarda belirtilmekle birlikte şehirlerde Müslüman halkın da bağ ve bahçelerde bu tür eğlenceler düzenlediklerini Evliya Çelebi’den öğreniyoruz. Buna karşılık, Osmanlı’da bu tip eğlencelere karşı ilk tepki Yıldırım Bayezid zamanındadır. Aşıkpaşazade, Sırp knezinin kızı Olivera’nın Bayezid’e gelin gelmesiyle, Bayezid Han’ın “sohbet esbabın” Olivera’dan öğrendiğini anlatır, o vakte kadar Osmanlı soyunun şarap içmişliği bulunmadığını söyler.

Lale Devri İstanbul’a Barokla birlikte gelmiştir. Osmanlı’nın savaşlarda Batıya karşı ilk defa ciddi kayıplara uğradığı 17. yüzyıl sonlarından itibaren birdizi reform girişimiyle gündeme gelen Batılılaşma hareketleri, ilk etkileriyle bu dönemde karşımıza çıkar ve 18. yüzyıl Osmanlı toplumunun geleneksel yapıdan ayrılarak daha gevşek ve hatta bireyselliği çağrıştıran tavırlar sergilemeye başladığı dönemdir. Bütün bu etkiler akıllardaki Lale Devri imgesini besleyen lalezar seyranı, Çerağan Eğlenceleri (Vakt-i Çerağan), helva sohbetleri gibi ricalle özdeşleşen meşhur etkinliklerin yanı sıra halk tarafından mesire yerlerinin kullanımına kadar yansımıştır.

Batıyla ilk diplomatik ilişkiyi kuracak Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi, elçi olarak 1720’de Fransa’ya gönderilmiştir. Dönüşte yanında Fransız saray ve bahçeleriyle ilgili bir çokbilgi, belge, saray, bahçe ve park çizimleri getirir. Bu projeler hemen uygulanmıştır. Böylece inşa edilen 200’den fazla köşk ve Fransız saraylarında görülen bahçe ve çevre düzenlemeleriyle klasik devir kapanır ve İstanbul’da kentsel düzlemde yeni bir mimari biçimlenme başlar.

İlk farklılaşmalar Kağıthane mesireleri, Sadabad, Cetvel-i Sim gibi düzenlemeler içeren köşk, kasır ve saraylarda öne çıkar. Meydan çeşmeleri ilk defa bu dönemde kentsel mobilya niteliğinde ve anıtsal boyutlardadır. Yönetici kesim, Haliç ve Boğaz başta olmak üzere İstanbul’un pek çok yerinde köşk, kasır ve yalılar inşa etmiştir. Bunların iç mekan düzenlemeleri kadar, bahçeler de ilk defa Barok etkiyi yansıtır. Mesire gezileri ve eğlencelerin yanı sıra, yine halkın da katıldığı törenler, şenlikler düzenlenmiştir.Ancak, Çırağan Eğlenceleri ve helva sohbetleri, yönetici zümreye özgüydü. İç mekanlarda verilen ziyafetlerde salonun çiçek vazoları ve meyve tepsileriyle süslenmesi adetti. Dış mekanlarda ise şölen atmosferinde at yarışları,ayı ve köpek boğuşmaları, pehlivan güreşleri gibi etkinliklerin yapıldığı günlerce süren şenliklere halkın katılımıyla toplumun giderek daha dışa dönük bir yaşam şekline yaklaştığını görüyoruz. Tüm bunların içinde sanat da vardı ve ilkbahar – yaz dönemlerinde saray ve yalı bahçelerinde kandil ışığında sazlı sözlü eğlenceler yapılıyordu. Bahçelerde özenle düzenlenmiş çiçek tarhları (hünkar topuzu iriliğinde güller ve 839 çeşit lale) arasındaki yüzlerce kristal kandil ve aynalarla ışıklandırma sağlanırken mehtaplı gecelerde Haliç ve Boğaz’da “serv-i simin” yani ayışığının durgun sudaki aksi seyrediliyordu.Çırağan Sarayı’na adını veren Çerağ, Farsça “ışık veren” (kandil) anlamındadır. Lale Devri eğlenceleri ve helva sohbetleri o kadar dillere destan olmuştur ki, lalezarda yürüyen kaplumbağalar üzerinde mumlar gibi ne derece gerçek olduğunun bilinmesi zor anlatımlar ortaya çıkmıştır.

İllüstrasyon by Emran

İllüstrasyon by Emran

Önceki devirlerde yüksek saray duvarlarının ardında saray ahalisinin ne yaptığı pek bilinmezken Lale Devri’nde inşa edilen görece açık düzende saray bahçelerinde yapılan eğlenceler, giderek artan ekonomik sıkıntılar içinde halkın tepkisini çekmiştir.

Lale Devri Osmanlı’nın son Rönesans hareketi olarak da değerlendirilir. Osmanlı, Viyana Bozgununun ardından Karlofça ve Pasarofça Antlaşmalarıyla Batıya karşı toprak kaybetmesiyle, Batının teknolojik üstünlüğünü ilk defa kabul eder. Batıya ilk defa bu dönemde gözlemci ve elçi gönderilirken sadece askeri değil, mimarlık alanında da yenilikler yapılır. Batıyla bir kere açık temas kurulduktan sonra karşılıklı olarak her alanda etkileşim artık kaçınılmazdır. Tüm özellikleriyle Lale Devri, Barok ve devlet ricalinden başlayarak toplumun diğer katmanlarına yayılacak değişimler, bunun sonucudur.Halkın giyim kuşamına, eğlence anlayışına, yaşama alışkanlıklarına kadar uzanan etkilenmeler gözlenir.
Haliç kıyılarından başlayarak İstanbul’un çeşitli yerlerinde hasbahçelere inşa edilen Fransız Barok tarzda köşk, kasır ve sarayların yanı sıra halkın kullanımına açık kıyı ve mesire düzenlemeleri yapılmıştır. Halk, açık alanlarda özellikle bahar ve yaz aylarında daha çok vakit geçirmeğe başlar. İstanbul halkı akın akın lale seyri ve mesire şenlikleri için Kağıthane’ye dökülmektedir. Bu değişimler hızlı da olmuştur. Örneğin;Sadabad Kasrı ve bahçesi, su unsurunun öne çıktığı havuzlar, fıskiyeler, su cedvelleri, sümbül ve lale bahçeleriyle 60 günde inşa edilip bitirilmiştir. Lalelerle bezenmiş incelikli yalılar, köşkler ve bahçeler tamamen yeni bir mimari tarzın eseridir ve bir yüzyıl sonra tamamen değişip dönüşecek yeni bir İstanbul’un habercisidir.

Patrona Halil İsyanı’nın ardından III. Ahmet döneminde Çerağan Eğlencelerine katılanlar birer birer idam edilmişse de, Barokla gelen değişim son bulmamıştır. Zevk, sefa, eğlencede aşırılıklar devri olarak akıllara kazınan bu dönem, yıkılan köşk, kasır ve sarayların yerini hasbahçelerde almaya başlayan anıtsal ölçekli ve şehrin siluetini değiştiren kışlaların yanı sıra,küçük fabrika ve atölyelerle sanayinin başlangıcıdır aynı zamanda. Osmanlı’da en yüksek kültür saray kültürü, en büyük mimar sarayın mimarı, en usta kuyumcu sarayın kuyumcusu, en iyi şair sarayın şairiyken toplumu ve kenti dönüştürecek her türlü yenilik, etkinlik, işlev ve yapının ilk önce saraydan ve hasbahçelerden yükselmesine belki de o kadar şaşmamak gerekir.

 

*Yrd. Doç. Dr., Gedik Üniversitesi

İlgili Yazılar

Tags: , , , , , , , , , , , , ,

Comments are closed.

porn porno şişli masaj salonu rokettube porno eskişehir escort malatya escort konya escort